18 Şub 2009

madrid 2 - muze ve dahasi

Yazmayi unutmusum; Madrid'de bir muze gezecek zamanimiz vardi ve ben Reina Sofia muzesini sectim. Bu Madrid'deki ikinci meshur muze, ilki del Prado. Prado'da daha klasik Ispanyol ressamlarin resimleri varmis, Goya gibi. Ben cok klasik sevmedigimden (hele ortacag hic sevmiyorum; Munih'teki Alte Pinakothek'te mesela bir sure gezdikten sonra carmiha gerilmis Isa v seytan resimleri gormekten icime fenaliklar basiyor), Reina Sofia'yi tercih ettim. Burada en meshurlardan Miro, Picasso ve Dali'nin eserleri sergileniyor, baska ressamlarin yaninda. Miro benim hep eglendigim bir ressam olmustur, yine oyle oldu, eglenceli buldum Reina Sofia'daki resimlerini. Picasso ve Dali'ye ise daha cok uzuldum; yani icinde bulunduklari ruh halleri yuzunden. Gerci belki dunyanin kotulugunu, tuhafligini cizmek ve surekli boyle ruh halleri icinde bulunmak, buna kafa yormak insani vicdanen rahatlatiyordur. Ve yine gerci, bu adamlar bunu toplumsal sorumluluk adina degil de klasige karsi gercekustune dair yapmamislar mi? (bunu tamamen atiyorum, tamamen kendi tahminim yani; birgun firsat bulursam okurum, ya da muzeleri bir sanat tarihcisiyle gezerim de ufkum acilir belki - cunku simdilik en cok gorsel zevk adina gemekteyim muzeleri.) Bir de Picasso'nun Guernica'nin (ki o da orada sergileniyor) parcalarini kara kalem cizdigi resimlerdeki gozleri begendim; asimetrik, ciftinden farkli ve guzel.
(Yeri gelmisken belirteyim, en sevdigim ressam Vincent van Gogh.) Avrupa'da ve Amerika'da bir dolu muze gezmisim. Ve genellikle seviyorum, egleniyorum muze gezerken. Salt resim degil, arkeoloji, kultur. Ve cidden fikir sahibi oluyor insan o yerin tarihi ve kulturu hakkinda.

Bir de Endiseli Peri Ispanya'nin mimarisine vurgu yapinca, bu sabah yeniden dusundum Avrupa mimarisinin benzerliklerini ve Turk mimarisin ne denli farkli oldugunu. Ve bir sosyolojik atip tutmaya daha ulastim;) Once tespit: Avrupa'daki cokkatli binalar gayet eskiye dayaniyor; 14-15. yuzyil, hatta daha eski. Yani o tarihlerden beri baskalariyla birarada yasamaya aliskin Avrupa halki. Bizdeyse o tarihlerde evler avlulu, mustakil evler, cok katli binalar degil. Bu yuzden biz aileyle birarada yasamaya aliskiniz. Biraz da bu yuzden bizle aile kurumu Avrupa'dakinden daha guclu (ve daha mudaheleci). Ve biz ailenin otesindeki insanlarla ayni icli dislilik olmadan birarada yasamaya cok daha gec basladik, ve biraz da bu yuzden toplum yapisi, devlet, demokrasi cok daha yavas gelisiyor bizde. Ama Avrupaliyi sehirlesmeye, birarada yasmaya iten ne bilemiyorum; yani salt ekonomik kosullar mi yoksa bizdeki ummetciligin ve gocebeligin olmayisi (gocebelik salt yerlesememe etkisiyle degil, yerlestigin yeni yerde yabanci olma ve bu durumda elindekine yani ailene tutunma etkisiyle de) mi bilemiyorum.
Beni doktora ogrencisi olarak almak isteyen sosyolog olursa soylesin;) Ay ya da ne ugrascam doktorayla direk beraber makale falan yazalim diye de dusunmedim degil ama bu yokyapiyla ne yazilir yahu (bu nasil bir ukalalik, nasil bir kendini bilmezlik!). Doga bilimlerinin hepsini bilemeyecegimi, hepsiyle ugrasamayacagimi anladim ama biri bana sosyal bilimlerde de herseyi yapamayacagimi soylesin. Doktora ogrencilerine daha fazla para verseler sanirim hayatimi cesitli konularda doktora yaparak gecirebilirdim. Evet.

6 yorum:

endiseliperi dedi ki...

*bir makalede okumuştum (yine geçmişte ve yazarını da nerede okuduğumu da unuttum. bu nedenle doğruluğu konusunda sadece benim hafızama güvenebiliriz ki, çok sağlam bir kaynak olmadığını itiraf ederim);türkler,ibadet yerlerini dünya durdukça dursun diye, çok sağlam yapıyorlar. bu tanrı'ya duydukları bir saygının da sonucu. ve yine inançları gereği evlerini çok da sağlam malzemelerden yapmıyorlar. bu bir tür, dünyevi olana düşkünlük, önceliği ruhani olana vermemek gibi düşünülüyor. bu nedenle türk mimarisine uygun evler pek geleceğe taşınamıyor-muş.

* bir resme bakarken, bilgiyle donatılmış bir göz yerine bir çocuk cehaletine sahip bir gözün algısına daha çok saygı duyuyorum. çünkü bu göz mesela "Picasso'nun Guernica'nin parcalarini kara kalem cizdigi resimlerdeki gozleri begendim," diyebiliyor ve bunu duymaktan çok ama çok hoşlanıyorum.

* dostoyevski'yi sevmeni çok istiyorum. bu nedenle okuma programına "öteki ben" yerine, "budala"yı koysan ne güzel olurdu. çünkü dostoyevski'yi sibirya sonrası büyük eserleri ile seversen, gençlik döneminin görece daha zayıf eserlerine daha merhametli yaklaşırsın gibi geliyor. onu, öteki ben kitabını ben de henüz okumadım. öteki ben kitabı, aslında bir çok açıdan önemli. insancıklar ile keşfedilen ve keşfi de ayrı ve heyecan uyandıran bir anlatı olan dostoyevski'nin, carr'ın dediğine göre, "ümit kırıcı ve anlaşılmaz bir şekilde insancıklardan kötü" birkaç kitabından biri. böyleyken yine de dostoyevski okuma macerasında çok, çok önemli bir yeri de var: o dönem rus edebiyatı duygusal ve doğalcı romanla birlikte fantastik romanın etkisindeymiş. fantastik roman deyince de akla ingilizler ve almanlar gelirmiş. alman fantastik romanın en büyük temsilcisi de hoffman imiş.
http://www.yeniakademya.org/kitap_fantastik.htmdostoyevski'nin öteki romanı

(bu adresin bir yerlerinde dostoyevski ile hoffmann ilişkisi geçiyor.)

işte öteki ben, hoffmann ile gogol'un bir karışımıymış (ki doğalcı romanın temsilcisi sayılan gogol'ün etkisi, dostoyevski'nin sibirya öncesi bütün kitaplarında görülüyormuş.) Dostoyevski'nin kendisinin de belirttiği gibi, öteki ben'deki golyadkin karakteri ilk önce dostoyevski'nin keşfettiği en büyük ve en önemli tip. gerçekten de dostoyevski'nin daha sonraki karakterlerinin ipucunu veriyormuş. bol sanrılı, insanlığın temel ikiliğinin trajedesini anlatan bir tipmiş. bu biçim fantastik bir düşünce ile ortaya çıkıyormuş, büyüselle, patalojik arasında dolaşma eğilimi taşıyormuş ki hoffman'a arfedilen tarafı da bu.

kitabı bu açıdan okumak çok önemli ve hoş olabilir ama "birbirine uymazlık, öykünün gereksiz uzunluğu ve deyişteki yorucu ısrar," bu kitabın başarısızlığına yol açmış.

uzattım ama diyeceğimi tam diyeyim, istedim. bu nedenle senin suç ve ceza da sıkıldığın şey bu kitapta çokça ve kabaca olduğu için önce bunu okumayıp sevimli prens mişkin ile tanışsan ne kadar güzel olur, tavşancığım:)

* bir sır: ben bir dostoyevski sever okur ve insan tipiyim. arçil'in dostoyevski seven bir insan olmasını ister misin, diye sorsalar, bunun cevabını vermekte epey zorlanırım. bunun nedenini anlatmak zor bir uğraş şimdi ve bu yorumu sana yazarken aklıma gelen bir şey. annelikle, bir annenin düz ve basit şekilde çocuğunun mutlu olmasını istemesiyle ilgili bir duygu bu, galiba. düşünürüz bunu daha sonra.

sevgiler tavşan'cığım.

oky dedi ki...

endişeli peri çok sağlam bir yorum yazmış ben de faydalandım ama şimdi benim yorum çok yavan kalıcak.

önce şunu söyliyim müze gezmek hiçbir zaman ilgim alanımda olmadı acaba bu başka ülkeler görmekle mi gelişen bir şey. yani benim gibi bırak ülkeler, şehirler dışına bile çok çıkmamış gibiler için başka kültürleri merak etmeyi itekleyecek bir kıvılcım olmuyor belki?

resim ise en uzak olduğum sanat dalı. tam bir köydem indim şehre gibi konuşuyorum ama öyle. hayal gücü de geniş bir insan olmakla övünürdüm halbuki ama bu resim sanatı ayrı bir nitelik gerektiriyor heralde o da benim karakterimde yok sanırım.

yazının mimari kısmı benim daha çok ilgimi çekti. ben bunun avrupalı amerikalıdan çok dinlere göre şekillendiğini düşünüyorum. aslında buna göre ispanya diğer bütün avrupa ülkelerinden daha fazla islam kültürüne yakın olduğu için durumun böyle olmaması gerekirdi. en azından peyzaj açısından öyle demek mimari daha farklı gelişmiş :)

tavsan dedi ki...

Peri:) Ya bir daha soylesem kizmazsin ve bikmazsin di mi: seni burada gormek cok guzel:)

Mimariyle ilgili yazdiklarin bana da tanidik geldi, sanirim ben de okumustum boyle birseyi bir yerde. Ama sanki apartman ve mustakil ev arasindaki fark salt buradan kaynakliysa bile sonuclari baglaminda bununla sInIrli kalmamis.

Dostoyevski'yi ben de sevmek istiyorum:) Zaten itici degil ilginc buldugum biri, bir yazar.
Golyadkin'i ben de Raskolnikov'a benzetmisim okurken belli acilardan; sanrilari, gidip gelmeleri, paranoyasi ve bocalamalarini. Ve evet, tam olarak Suc ve Ceza'da sIkIldigim noktalar bu kitapta bolca var. Yani fikir guzel ama anlatim fikir kadar iyi degil. Mesela Suc ve Ceza'da Razumuhin baslarda cok daha akli basinda konusan bir insanken, sonralari daha havada kaldi, coskudan baska pek de akil belirtisi gosteremedi bana gore, ki ismi ruscada akil demek olan razum sozcugunden geliyormus.

Butun bu detayli bilgiler icin cok tesekkur ediyorum. Tamam, madem Prens Miskin ile tanismaliyim, bir dahaki memleket ziyaretimde Budala'yi alirim;) Bir de Yeraltindan Notlar'i okumak istiyorum.

Arcil'in Dostoyevski sevmesini isteyip istememe konusuna gelince; eger Dostoyevski'de sevecegi sey bunalimsa yazdigini anliyorum; ama eger sevecegi hayata dair, insana dair sorgulamalarsa bunlari yapmadan mutlu olmasi seni bir yandan da uzmez miydi? Kaldi ki bunlarin mutluluga mutlak engel teskil ettigini dusunmuyorum ben.
Ya da Dostoyevski'yi kafasi karisik bir adami sever gibi sevmekse sozu gecen, o da olabilir;) Ama bu biz kadinlara ozgu birsey olabilir mi; emin degilim:)

sevgiler bilmukabele:)

tavsan dedi ki...

Okan:) Endiseli Peri icin basta soylediklerim, senin icin de gecerli; seni burada gormek cok guzel:) Valla ya, yorum yapanlara yag cekmek icin yazmiyorum bunu:)

Senden yavan yorum gelmesini olasi gormuyorum ben. Benim gibi dandun yazan biri oldugu surece karsindaki, senin yorumunun yavan kacmasi soz konusu olamaz.

Muzeler ben yurtdisini gordukten ve burada yasamaya basladiktan sonra bilincli tercihimle ilgi alanima girdi, evet. Yani bir gel buralara, bak neler oluyor;) Bunun birkac sebebi var; birincisi gittigin yeri tanimana yardimci oluyor, ikincisi buradaki muzeler pek cok ilginc sey barindirdiklari icin gezmesi eglenceli oluyor. ve kesinlikle havasi suyu cok da cekici olmayan memleketlerde, ozellikle de sehir gezmelerinde gorulecek ilginc yerlerin basinda geliyorlar. Resim konusunda ben yetenekli biri degilim; yazdigim gibi bir egitimim de yok, yani gayet zihin acma ve gorsel zevk baglaminda bakiyorum resimlere, ve inan bu cok guzel ve eglenceli olabiliyor. Elbette dedigim gibi benim de sevmedigim resimler ve resim turleri var; bir kere kendin icin bunu tespit ettikten sonra senin sevdigin turleri barindiran muzeleri gezebilirsin;) Tabii maalesef Turkiye'de bunlar sayica cok cok az.

Mimari ve din konusunda sunu diyebilirim Madrid'in en merkez kismi haric mimarisi zaten islamiyetle temas ettigi zamandan daha sonra gelismis. Ama eminim endulus bolgesinin mimarisini daha cok etkilemistir islamiyet. Isimleri etkilemis mesela; benim en yakin arkadaslarimdan birinin adi Almudena (el medine'den geliyor).

Sen de daha cok gel buralara; her iki anlamda da;)

endiseliperi dedi ki...

*okan, "hakkımda" yazınla çok ama çok eğlendim:)maceranın sonunu çok merak ettim, sitelere de bakayım istedim, olmadı.

* valla müze gezmekten hoşlanmak benim tabiatımda da yok. kendime korkunç bir kültürel baskı uygulayıp, olmazsa kırbaçlıyorum ve ancak o zaman mümkün olan en az derecede müzeyi geziyorum. ama geçmişe, gelecekten daha çok ilgi duyuyorum. aslına bakarsan geleceği merak ettiğim filan da yok. yeryüzünün geçmişi tümden bana aitmiş gibi geliyor da, içinde bir tarihte öleceğimi bildiğim geleceğe hiç yakınlık duymuyorum.

bu nedenle, "bir kentin türlü türlü müzeleri olmalı, geçmiş onu anlaşılır kılacak en iyi şekilde korunmalı," fikrine çok yakınım ve bu konuda yapılacak bir mitingte filan görürsen beni (beni bir mitingte görmek ne kadar mümkündür o ayrı bir şey)ve şu yukardaki müze gezmekten sıkılmak sözümü hatırlatırsan, en saf suratımı giyip, kesinlikle yalanlarım:)

tavşan, merhaba.

hoşçakalınız.

tavsan dedi ki...

:) Bense ilginc bir bicimde gelecekle ilgileniyorum; hayal kurarak ya da daha cok umut baglayarak.
Gecmis yasanmislik baglaminda bir yakinlik hissi barindiriyor. Ayrica ne yasandigini bildiginden gelecekteki bilinmezligin korkutuculuguna sahip degil. Ne zamanda yasamak istersin diye sorsalar gelecekteki bir zaman diliminden cok gecmistekini tercih etmeye egilimliyim ama kendi kisisel tarihimde bunun tam tersi soz konusu; yani mutlulukla andigim zamanlarim elbet var ama gelecek daha fazla guzellik ve olasilik barindiriyor benim icin;)