Sapkadan Babam Cikti diye bir dizi vardi TRT'de. Cok begenerek, severek izlemistik, doyamamistik. Zaten boyle lombadak diye ve insanda umut birakmayan bir sonla bitmisti. Simdi bu meshuur hirtlar vadisinde Memati'yi oynayan Gurkan'i ilk orada izlemistik. Musfik Kenter, Fikret Kuskan, Bennu Yildirimlar, Halit Ergenc, Ali Atay ve hatta hepsi. Butun oyunculari birbirinden guzeldi. Butun iyi diziler gibi cabuk bitti. Yine yapsalar boyle birsey. Senaryo yazari Berkun Oya imis. Iyi Seneler -Londra diye bir filmi de varmis; Zuhal Olcay ve Ali Atay oynuyormus; bulsak da izlesek.
Ama ben dizilere daha cok baglaniyorum. Bir de surekli oluyorlar ya; karakterlere baglaniyorum; ozledikce her hafta gorme olanagi oluyor hem. Gerci zaten bu denli baglandigim ya da begendigim cok dizi de yok.
Kuzeyde Bir Yer'in dvdlerini ismarlamistim birkac ay once. Arada izliyoruz, cok mutlu oluyoruz. Ne yazik ki altyazisi yok, ama olsun; hic yoktan iyidir. Onun da birkac dvdsi kaldi sadece. Uzuluyorum. Sonlarina yaklastik yine. Ama o dizide bolumler arasi cok devamlilik olmadigindan insan cani cekikce rastgele izleyebilir. Huzur istediginde.
Oz'u da sevkilim kocama dogumgunu hediyesi olarak almistim. Gerci o biraz vahsi bir dizi ama super.
Oyle iste. Donup donup ayni dizileri hatirliyorum. Alacakaranlik (Ugur Yucel'inkisi). Biraz Yeditepe Istanbul. Sasifelek Cikmazi (ah o ne guzelim diziydi).
Hele ask oldu mu icinde degmeyin keyfime. Gecen, guzel arkadaslarimla Antalya'da 3.5 gunluk bir tatil yaptik. Arkadasim erkek arkadasiyla biraz uzun konusup bizi beklettigi icin pardon dedi de ben de onemli degil "I always support love" dedim. Oyle. Yazicam o gezimizi de.
bir ara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir ara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Haz 2009
9 Tem 2007
cok yazmak istiyorum da
Benim hayatim bu "istiyorum da" cumleciklerinin hakimiyetinden ne zaman kurulacak**, soyle bana bre zindik! Ben ortaya karisik salatadan gireyim belki sofrayi donatiriz cesit cesit mezelerle:
- 300 isimli filmi izledik; berbatti. Hakikaten kotuydu; hem sinemasal acidan senaryosuyla hem icerdigi yanlis tarihi ve kulturel bigiler acisindan hem de irkci yaklasimiyla. Deryik yazmisti persler/farslar hakkinda abuk bir yansitmasi oldugunu filmin ama bu kadarini beklemiyordum ben. Farslari direk abuk sabuk yaratiklar olarak gostermis. Ayrica ne hikmetse antik yunan demokrasisi bilinenin aksine sadece erkekler icin gecerli degilmis, Spartalilar kadinlara soz hakki veren, onlari el ustunde tutan bir toplummus. Sparta'da kolelik de yokmus, Farslardaki gibi. Halbuki benim bildigim antik Yunan'da demokratik haklar sadece erkekler icin gecerliydi, kadinlar ve koleler icin degil. Tiyatrodaki kadin rolleri de erkekler tarafindan oynanirdi -diye bilirdim ben. Hala oyle bilirim zaten, farslari devler, sapiklar, zombiler ve cirkinler ordusundan ibaret gosteren bir filme inanacak degilim. Hayir zaten filmin bir hikayesi de yoktu ki dogruduzgun. Puff. Halbuki nerede Braveheart, nerede Troy, nerede bu tarihsel savas filmlerinin sahi Cennet Kralligi-Kingdom of Heaven.
- Bu aralar bir karar verme asamasindayim. Sanirim verdim kararimi ve artik hayata gecirme calismalarina baslamam gerek.
- Tubitak baskan yardimcilarindan biri -hem de destek ve burs konularindan sorumlu olani- Kral Abdulaziz Universitesi'nde 8-9 yil ogretim gorevlisi olarak calismis. Kral Abdulaziz'den para alip Tubitak projelerine ayirmasini oneriyorum. Ayrica Tubitak ulusal toplantilara da sadece posta gideri gibi ivir zivir konularda destek veriyor. Yani oyle, su konuda toplanti yapalim, butun yurttan ilgilenen ogretim gorevlileri ve ogrenciler gelsin falan demek isterseniz herkes cepten oduyor yolu, kalacak yeri, yeme icmeyi. Ve de butun burokratik kurumlarda oldugu gibi Tubitak cok yavas. Herhangi bir destege basvuracaksaniz sakin son ana birakmayin.
- Burada havalar yine yagmurlu ve 15-17 derece civari seyrediyor birkac haftadir. Insan alistigi harici mevsimleri olan yerlerde yasamamali, bunyesi kaldirmiyor. En azindan gunesi sevene gunesi bol olan, sicagi sevene sicagi bol olan yerler yarasir hani farkli olacaksa da.
- Biraz Sili-Arjantin yolculugumuzdan, biraz anilarimdan sozetmek istiyorum. Ve de konulu yazilar yazmak; yani kafamin karisikligi konusu disindaki konular uzerine:)
Boyle.*
* Mezelerden bu kadar oluyor, muhabbet sakiyle dostla guzel.
** kurtulacak yerine kurulacak yazmisim yanlislikla. cok anlamli geldi.
- 300 isimli filmi izledik; berbatti. Hakikaten kotuydu; hem sinemasal acidan senaryosuyla hem icerdigi yanlis tarihi ve kulturel bigiler acisindan hem de irkci yaklasimiyla. Deryik yazmisti persler/farslar hakkinda abuk bir yansitmasi oldugunu filmin ama bu kadarini beklemiyordum ben. Farslari direk abuk sabuk yaratiklar olarak gostermis. Ayrica ne hikmetse antik yunan demokrasisi bilinenin aksine sadece erkekler icin gecerli degilmis, Spartalilar kadinlara soz hakki veren, onlari el ustunde tutan bir toplummus. Sparta'da kolelik de yokmus, Farslardaki gibi. Halbuki benim bildigim antik Yunan'da demokratik haklar sadece erkekler icin gecerliydi, kadinlar ve koleler icin degil. Tiyatrodaki kadin rolleri de erkekler tarafindan oynanirdi -diye bilirdim ben. Hala oyle bilirim zaten, farslari devler, sapiklar, zombiler ve cirkinler ordusundan ibaret gosteren bir filme inanacak degilim. Hayir zaten filmin bir hikayesi de yoktu ki dogruduzgun. Puff. Halbuki nerede Braveheart, nerede Troy, nerede bu tarihsel savas filmlerinin sahi Cennet Kralligi-Kingdom of Heaven.
- Bu aralar bir karar verme asamasindayim. Sanirim verdim kararimi ve artik hayata gecirme calismalarina baslamam gerek.
- Tubitak baskan yardimcilarindan biri -hem de destek ve burs konularindan sorumlu olani- Kral Abdulaziz Universitesi'nde 8-9 yil ogretim gorevlisi olarak calismis. Kral Abdulaziz'den para alip Tubitak projelerine ayirmasini oneriyorum. Ayrica Tubitak ulusal toplantilara da sadece posta gideri gibi ivir zivir konularda destek veriyor. Yani oyle, su konuda toplanti yapalim, butun yurttan ilgilenen ogretim gorevlileri ve ogrenciler gelsin falan demek isterseniz herkes cepten oduyor yolu, kalacak yeri, yeme icmeyi. Ve de butun burokratik kurumlarda oldugu gibi Tubitak cok yavas. Herhangi bir destege basvuracaksaniz sakin son ana birakmayin.
- Burada havalar yine yagmurlu ve 15-17 derece civari seyrediyor birkac haftadir. Insan alistigi harici mevsimleri olan yerlerde yasamamali, bunyesi kaldirmiyor. En azindan gunesi sevene gunesi bol olan, sicagi sevene sicagi bol olan yerler yarasir hani farkli olacaksa da.
- Biraz Sili-Arjantin yolculugumuzdan, biraz anilarimdan sozetmek istiyorum. Ve de konulu yazilar yazmak; yani kafamin karisikligi konusu disindaki konular uzerine:)
Boyle.*
* Mezelerden bu kadar oluyor, muhabbet sakiyle dostla guzel.
** kurtulacak yerine kurulacak yazmisim yanlislikla. cok anlamli geldi.
24 Haz 2007
sahil/deniz kiyisi/kumsal
iGoogle diye birsey var; google'in kisisellestirilmis -kisinin kendi begenisine gore duzenlenmis- hali. Bir dolu sey koyabiliyor insan o sayfaya; takvim, cnn, bbc gibi haber kanllarinin web sitelerinden en guncel haberler gibi. Bir de tema secebiliyorsunuz sayfanin goruntusu icin. Ben "beach" diye birsey sectim; yani kumsal. Sectikten sonra bir de size bulundugunuz yeri soruyor ki o yere gore kumsalin goruntusu degisiyor. Saate gore gunesin yeri, parlakligi, gokyuzunun rengi, denizin rengi degisiyor. Sonra gece oluyor; ay cikiyor, yildizlar beliriyor. Ben de her baktigimda Didim'i hatirliyorum. Didim'de benim cocuklugumun yazlarinin gectigi sitede gunes denizden batar. iGoogle'in kumsalinda da oyle. iGoogle'i her actigimda -ki acilis sayfam- bi mutlu oluyorum, ama bi yandan da huzunleniyorum. Didim'de olup o goruntunun gercegine bakmak istiyorum. Yine de, olsun, boyle bile guzel.
Not: donduk evet, taa ayin 16'sinda buradaydik. bir dolu fotograf var elimde -bazi seyleri cekememis olsam da. anilar da var. bakalim napicam hepsini.
Sonradan ek: Bir mini album yaptim, simdilik gezimizin Arjantin'in Salta kentine kadar olan kisimdan. Anilar da fotograflarin devami da gelecek..
Not: donduk evet, taa ayin 16'sinda buradaydik. bir dolu fotograf var elimde -bazi seyleri cekememis olsam da. anilar da var. bakalim napicam hepsini.
Sonradan ek: Bir mini album yaptim, simdilik gezimizin Arjantin'in Salta kentine kadar olan kisimdan. Anilar da fotograflarin devami da gelecek..
30 Oca 2007
bir karisik metin
Dun aksam kafami yastiga koydum (nasil bir anlatim bu??) ve blog yazmaya basladim. Kalkip yazmaya usendigim icin hemen hepsini unuttum tabii! Sanirim felsefi metinler serisi yapmaya karar vermistim. Bakalim, merakla bekliyorum ne zaman basliycam.
Ayrica bir yerden baska bir yere tasinirken butun kitaplarini ve notlarini yaninda goturememenin ne fena birsey olduguna kanaat getirdim. Neredeyse butun kitaplarimiz, ders notlarim(iz), yazilarim(iz) simdi bir evin bir odasinda diger esyalarimizla beraber sIkIs tepis, odayi tumden bosaltmadan erisilemeyecek bir halde duruyor. Dolayisiyla ben unuttugum ya da unutmaya yuz tuttugum seyleri acip tekrar okuyup hatirlayamiyorum. Cok fena cok.
Ornegin dun gece dusundum ve bulamadim: biz Horkheimer'in Akil Tutulmasi adli kitabini hangi filozofu islerken okumaya baslamistik? Cunku soyle birsey kalmis aklimda: Horkheimer'in kitabinda anlattigi oznel akil ve nesnel akil ayrimi, Baudrillard'in (orn. Kotulugun Seffafligi'ni okurken de ortaya cikan) ben ve oteki ayriminin onculu, ve (iste hatirlayamadigim hatta varligindan emin olamadigim- neyin varligidindan eminim?:)- kisim bu) ama Horkheimer'daki oznel/nesnel akil ayriminin da bir onculu var (mi? kim?). Sanirim o siralar Nietzsche, Kierkegaard ve o donem filozoflari okuyorduk. Ama yine de bu oznel/nesnel akil dusuncesinin onculu oldugu ile ilgili animsamami temellendiremiyorum. Gerci bu dediklerimi okurken not almis miydim onu da hatirlamiyorum acikcasi. :)
Iste boyle. Bu arada, Oruc Aruoba'nin Benlik adli kitabini bitirdim, uzuldum kendisi icin. Bir ara (hayatim yasayamadigim "bir ara"larda yapacagimi dusundugum hayallerimden olusuyor - bu tumceyi de O.A.'ya atfediyorum) bu kitapla ve genel olarak O.A.'yla ilgili de bir yazi yazmak istiyorum.
Simdilik bu kadar saaayin gunnuk. Bunyeye iyi gelen isler yapmak istiyorum.
Ayrica bir yerden baska bir yere tasinirken butun kitaplarini ve notlarini yaninda goturememenin ne fena birsey olduguna kanaat getirdim. Neredeyse butun kitaplarimiz, ders notlarim(iz), yazilarim(iz) simdi bir evin bir odasinda diger esyalarimizla beraber sIkIs tepis, odayi tumden bosaltmadan erisilemeyecek bir halde duruyor. Dolayisiyla ben unuttugum ya da unutmaya yuz tuttugum seyleri acip tekrar okuyup hatirlayamiyorum. Cok fena cok.
Ornegin dun gece dusundum ve bulamadim: biz Horkheimer'in Akil Tutulmasi adli kitabini hangi filozofu islerken okumaya baslamistik? Cunku soyle birsey kalmis aklimda: Horkheimer'in kitabinda anlattigi oznel akil ve nesnel akil ayrimi, Baudrillard'in (orn. Kotulugun Seffafligi'ni okurken de ortaya cikan) ben ve oteki ayriminin onculu, ve (iste hatirlayamadigim hatta varligindan emin olamadigim- neyin varligidindan eminim?:)- kisim bu) ama Horkheimer'daki oznel/nesnel akil ayriminin da bir onculu var (mi? kim?). Sanirim o siralar Nietzsche, Kierkegaard ve o donem filozoflari okuyorduk. Ama yine de bu oznel/nesnel akil dusuncesinin onculu oldugu ile ilgili animsamami temellendiremiyorum. Gerci bu dediklerimi okurken not almis miydim onu da hatirlamiyorum acikcasi. :)
Iste boyle. Bu arada, Oruc Aruoba'nin Benlik adli kitabini bitirdim, uzuldum kendisi icin. Bir ara (hayatim yasayamadigim "bir ara"larda yapacagimi dusundugum hayallerimden olusuyor - bu tumceyi de O.A.'ya atfediyorum) bu kitapla ve genel olarak O.A.'yla ilgili de bir yazi yazmak istiyorum.
Simdilik bu kadar saaayin gunnuk. Bunyeye iyi gelen isler yapmak istiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)