16 Şub 2009

madrid


Madrid'e gittim 2 gunlugune, babama yari-tercumanlik yapmak adina. Hava pek guzeldi, 10-12 derece, gunesli. Madrid hem Akdenizli hem de Avrupali bir sehir; mimari olarak diger Avrupa sehirlerinden cok farki olmasa da insanlari baglaminda; yani Almanlar gibi donuk degiller, sicaklar ama ayni zamanda duzenliler. Soyle bir ornek vereyim; yayalar illa trafik isiklarindan gecmiyor, ya da yok bossa kirmizida da geciyor, ama arabalar yolda yaya gecidi cizgileri varsa isigin rengi ne olursa olsun duruyorlar. Ayrica sabah metorda havaalani hattinda dahi ise gidenlerin yarisi kadin. Ve ayni zamanda ucuz bir sehir; ozellikle kiyafetler -tamam en ucuzlari Cin mali vs, Zara oranin markasi ama kardesim 5 euroya canta/ayakkabi/hirka/pijama mi olur? Olur da bunlari 5 euro karsiligi olan 10 TL'ye Turkiye'de anca bulabiliyor insan. Cin mali olmayan urunlerin fiyatlari da bizdekinden cok da farkli degil. Hele onlarin ortalama gelirinin bizim ulkemizdekinin muhtemelen 3 kati falan oldugunu dusunursek, Turkiye gercekten pahali bir ulke.

Indirimden faydalanip, is icin gittigimizden de ellere ayip olmasin diye 5 yildizli fantastik bir otelde kaldi. Fantastikligi her katini ayri bir mimarin tasarlamis olmasindan kaynaklaniyor. Bize ilk verdikleri oda boyle star wars tarzi beyaz isikli bir koridordan girilen bembeyaz bir odaydi amma ve lakin banyosunu odanin geri kalanindan ayiran tek sey beyaz kalinca perdeler oldugundan, daha normal tasarimli baska bir kattaki bir odaya degistirttik.
Boyleyken boyle.

2 yorum:

endiseliperi dedi ki...

tavşan'cığım otel linkine tıkladım; çok nefismiş yahu. obsesyonları noktasında değerlendirecek olursak ispanya'nın ki mimari olurdu herhalde. miso hanıma da yazmıştım, ispanya tarihini anlatan kurgusal bir kitap okumuştum geçmişte, adını ve yazarını hatırlamıyorum ama orada da anlatıldığına göre, ispanya tarihi en çok da mimarisinin tarihiydi.

rusça kursuna başlamadan önce de rusça mı ispanyolca mı diye epey düşünmüştüm. ama sonra rus edebiyatını çok sevdiğim, ispanya edebiyatını da pek sevmediğim için rusça da karar kılmıştım. ama belki ilerde ispanyolca'ya başlarım.

bu arada suç ve ceza'yı ben de bitirdim. beni çok etkiliyor dostoyevski. kitabı okurken bir gece kabus görüp ağlayarak uyanmışım. neyim olduğunu soran bora'ya kitaptan bahsetmişim ama hiç hatırlamıyorum. şimdi carr'ın dostoyevski biyografisini okuyorum. karısı anna'nın günlüğü ve daha bir dolu dostoyevski çözümlemesi yapan kitap var evde. bir süre onlarla olacağım sanırım.

hımm... tamam, böyle işte. sevgiler.

tavsan dedi ki...

Sevgili Peri:) Seni burada boyle uzun yorumlarinla gormek benim pek guzel:)
Yorumunu okuyunca Madrid'de gezdigimiz muzeyle ilgili yazmayi unuttugumu farkettim, onun icin kisa bir yazi daha yaziyim diyorum, bir de mimariyle ilgili soylediklerin bu konu uzerinde daha fazla dusunmeme neden oldu. Barcelona'nin mimarisi Miso'nun da yazdigi gibi Gaudi'nin elinden cikma, o bakimdan Madrid'den farkli olmali herhalde.

Dil konusuna gelince, ben Ispanyolcayi seviyorum, kulagima hos geliyor her turlu aksani. Bir dili edebiyat okuyabilecek kadar ogrenmekse cok zorlu bir ugras olarak gorunuyor gozume; ingiliz edebiyatini okumakta bile zorlanirken. Ispanyol edebiyati olmasa da ispanyolca edebiyat deyince hemen Borges geldi aklima; salt onu okumak icin bile degebilir bu dili ogrenmek belki de.

Suc ve Ceza benim beklediklerimi cok bulamadigim ama beklemediklerimi buldugum bir kitap oldu. Yani ilginc ve etkileyici ama bazi seyler uzun ve havada. Ama bu benim Dostoyevski'den okudugum ilk kitapti. Oteki Ben bitince asil bir ara Yeraltindan Notlar'i alip okumak istiyorum. Ama sanirim 'benim yazarim' diyebilecegim biri degil Dostoyevski.

Gene gel, hep gel;)