Tanzanya'nın Zanzibar adasındaki son günümüz; öğleden sonra 4-5 gibi Dar üs Selam'a uçacağız, akşam da Dar üs Selam'dan geri Avrupa kıtasına. Zaten 2 gün olmuş Zanzibar'a geleli ve gelmeden hastalandığımız için etrafı gezecek vaktimiz olmamış. Dolayısıyla benim Tanzanya'ya gitmeden gördüğüm ve gidince teyit ettiğim Hint okyanusunda yunuslarla yüzme turu ve Zanzibar'ın merkezi Stone Town'ı görme işi bu son yarım güne kalmış durumda. Bir önceki gece son anda ayarladık pazarlıklar sonucu pahalıca bir yunus + taş kent turu, oradan da havaalanı. Sabah 7.30'da gelip alacak araba bizi; yani erken kalkma işi yakamızı bırakmadı bir türlü; olsun yunuslar için değer;)Araba gelip bizi alıyor. Yunuslarla yüzeceğimiz yer adanın ta öteki ucunda, uzun kısmının en güneyinde yer alıyor, dolayısıyla varması da 1-1.5 saat sürüyor. Vardığımızda yeni geri dönen bir dolu minik tekne ile karşılaşıyoruz. Zaten bize de sabah en erken giden olmanın en iyisi olduğunu; böylece ortalıkta turistler tarafından henüz rahatsız edilmemiş daha fazla yunus olacağını söylemişlerdi. Geri dönen tekneleri görünce biraz üzülmüştüm bu yüzden ama bizim kaldığımız yer adanın öteki ucu olunca en erken çıkan tekne olabilmek için 6'dan önce yola çıkmamız gerekirdi ve zaten 10 gündür sabah o saatlerde ayaktaydık. Sonra biz minik teknede yalnız olacağımızı sanırken birilerini bekleyeceğimizi öğreniyoruz. Neyse, biri İtalyan biri Lübnanlı ve biri de Kenyalı üç genç geliyor; iki de tekneci 7 kişi biniyoruz. Bu arada palet ve şnorkel de kiralamışız, e iyi tamam.
Burada ben ve yunuslarla ilgili bir parantez açam gerekiyor. Ben bazı sevdiğim konuların çok genel geçer olduğunu, herkesin sevdiği, beğendiği şeyler olduğunu düşünüyordum; örneğin sinema, fotoğraf, yunuslar. Halbuki son zaman anladım ki öyle değil. Evet, ben denizi ve denizin içindekileri seviyorum. Yüzmeyi ama özellikle -henüz/hala tüplü dalamasam da tüpsüz halde olsun- sualtından gitmeyi seviyorum. Evet, "güzel birşey, olabilir" değil hissettiklerim; basbayağa seviyorum. Hem bu yüzden yani denizi ve içindeki yaşamı sevdiğimden, hem de kendileri zeki, duyarlı ve eğlenceli varlıklar olduğundan, yunusları da seviyorum. Gerçi farkındayım vahşi hayvanlar ve sürü olarak küpekbalıklarını safdışı bırakabilecek denli de güçlüler.
İşte bu yunuslarla yüzmeye gidiyoruz biz mini bir tekneyle. Bizden başka sanırım bir ya da iki tekne var etrafta. Bir 15-20 dakika gittikten sonra ilk yunusları görüyor kaptanımız. Biz
bir yanda görmeye çalışıp br yandan da paletler, giymeye çalışıyoruz. Neyse apar topar suya atlıyoruz ama çok uzaktalar. Bir süre böyle, hızlıca yunuslara doğru yüz, tekneye geri dön, tekneyle biraz daha git, tekrar atla yunusları yakalamaya çalış şeklinde geçiyor. Ama yine de denize atladım tekne her durduğunda. Biraz telaşlı geçti; yunuslara yaklaşmak için hızla yüzme, çok acıtan deniz analarına dayanma ve sürekli tekneden çağrılarak çok kısa süreler suyun içinde kalabilme durumları yüzünden. Bir de sorduk; köpekbalığı olmuyor dediler ama tabii emin olmıyor insan; gerçi bu telaşede onu düşünecek pek zaman olmuyor ama. Suda her yanda manyak gibi acıtan deniz anaları olmasına rağmen bayağa çabaladım. Yüzmeyip yunuslar gelse diye huzur içerisinde bekleme şansım olmadı deniz anaları yüzünden.Bu süre zarfında ben iki kere yunuslara 2-3 metre yaklaştım; hemen altımda yaklaşık 1
5-20 tanesi yüzüyordu derinlerde hızla. Hatta bir keresinde sevgilim kocam teknede kalmıştı; hemen arkama doğru 1-1.5 metre yanımda bir yunus atlayıp yüzüyormuş.Çok güzeldi. Ben hem mutlu oldum, heyecanla yaklaşmaya çalıştım yunuslara, hem de biraz korktum o kalabalık aileden açık denizde, hoşlanmazlar, rahatsız olurlarsa diye.
Bütün bunları yaparken elbette hiç fotoğraf çekmeye çalışmadım. Aklımda suya atlamalarımız, yakıp kabartan deniz anası dokunuşları ve asıl altımda derin mavide yüzen 10-15 yunus kaldı.
En güzeli dalgıç kıyafetiyle yüzmek; böylece deniz analarından korunmuş olur insan. Sonra bir de tüplü dalmak gerek yunusların arasına. Bir de bizim şnorkeller su geçiriyordu; alışık olduğunuz bir palet ve şnorkelle gitmeli (buradan da anlaşıldığı gibi gene yapmak istiyorum;).
Meltem gibi resim altı koyacak olursam: ilk iki fotoğraf tekneden kıyıya doğru, sonuncusu da yüzdükten sonra ıslak saçlarımla Stone Town'da öğle yemeğinde, kendisini fotoğraflamamdan bıkmış sevgilimin karşı atağı
2 yorum:
Tavşancım,
Bilgisayar sana yorum göndermemi istemiyor. 2 denemem oldu ama hala buralarda çıkmadı yorumum :( Yazdıklarımı da bir daha o coşkuyla yazamam; yunuslarla yüzdüğünü okuduğumda sevinçten anırdım zira. Ne kadar isterim bilemezsin. Benim için hayal gibi bir şey. Ve yukarıdaki fotolara da hastayım :)
marruu
Ya sinir oluyorum ben bu yazip yazip gonderememe durumlarina. hrrr. sayfadaki last fm seysini kaldirmayi dusunuyorum bazen sanki boyle extra gadget widgetlar bozuyomus isi gibi sacma bir paronoyam var.
Olsun Misocum, azmetmis yazmissin yine, pek sevindim:) Ben de evet cok istiyordum yunuslarla yuzmeyi, cok eskiden beri, bilmem yazida yeterince anlatmayi becebilmis miyim aceleciligimden ve usengecligimden firsat bulup.
Bu Zanzibar'daki hadisenin en guzel yani, havuza hapsedilmis olanlarla degil ozgur yunuslarla yuzuyor olmak. Elbet onlari yakalama vs imkani da yok bunun icin, ama doga dogada cok guzel, hapsedilmisinden kat kat daha guzel.
Bir de bir belgeselde gormustum Avusturalya'nin bir yerinde insanlarin donem donem kiyiya gelen yunuslari elleriyle beslediklerini. O zamandan beri de onu yapmayi isterim. Dalmayi da taa cucuklugumden beri istiyorum zaten.
Yaparsin sen de. Istedin ve Barcelona'ya gittin hem de kardesinle;) Ben bu geziyi yaptiktan sonra iyice anladim bunu;)
Yorum Gönder