hayat memat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat memat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Eyl 2009
zeka
Ben biliyodum sorunum boyle birsey oldugunu. Simdi kendi kendime tekrarlamam gerek: calismak iyidir, calismak kurtarir.
Etiketler:
bensel,
hayat memat
20 Oca 2009
musamba
- Annem yemek tariflerine harfiyen uymaya calisan, adi olan bir yemek uzerinde, ya da bir seklini bildigi bir yemek uzerinde degisiklige kapali bir insan. Bunu gecen seneki gidislerimden birinde farketmistim. Bense aksine, tariflere bagli kalmaktan sIkIlan, degisiklikler yapan, birkac tarifi birlestiren, ya da kendime gore tarif uyduran biriyim. Bu konunun acaba memur zihniyetli olmak ve olmamak, ve de benim gibi tembel, kendi haline birakildiginda kafasina gore takilan biri olmakla bir iliskisi var midir diye dusunmekteyim.
- Kemal Tahir'den Yorgun Savasci'yi okuyorum ve begeniyorum, hosuma gidiyor*. Ben edebi eserler okumaya tarihsel olarak cagdas yazarlardan basladim, yeni yeni geriye gidiyorum (bkz: Sabahattin Ali okumalarim), Yusuf Atilgan'i saymazsak - ki saymayalim, o cagdaslarindan farkliymis. Bu gittigimde Yorgun Savaci'yi ve Dostoyevski'den Suc ve Ceza ile Oteki Ben'i aldim. Onlara henuz baslamadim, ama yakindir. Kemal Tahir de bana hep Tahir Kemal'i hatirlatiyor, Alacakaranlik dizisinde Ugur Yucel'in canlandirdigi karakter -ki adi da Kemal Tahir'den gelme zaten. Ama okudukca artik daha cok baska seyler hatirlatacak cunku dahasi cok olan bir insan.
- Son gunlerde bana haftasonu iki gunluk tatilden ziyade, biri hafta ortasinda, digeri haftasonunda toplam iki gunluk tatilin daha yararli olacagini dusunmeye basladim. Haftasonu islerden cok kopuyorum ve hafta basladiktan sonra kafami islere geri toplamam zaman aliyor. Oysa diger turlu, birer gun olarak bolunse bu tatil, bir gunde hem islerden kopamam, hem de Persembe-Cuma'ya bu kadar yorgun dusmemis olurum. Haftasonu da ayni sekilde. Aslinda, yaptigim isin guzel yani bunu patronumla konusup bu sekilde calismam konusunda sansim var. Bir denesem mi diyorum ama hala cesaret edebilmis degilim.
-*Begeniyorum ve hosuma gidiyor arasindaki fark su: begeniyorum genel bir iyi olma halini temsil ediyor, hosuma gidiyor ise bana dokunan, keyif veren, sevdiren birseyler oldugu anlamina geliyor benim dilimde.
- Bir onceki yaziya bu basligi koymak istiyordum, sonra cocuk meselesinden bahsederken bu kadar civiklik yapmayayim diye vazgectim.
- Boyleyken boyle. Bir sonraki yazida gorusmek uzere, esen kalin.
- Kemal Tahir'den Yorgun Savasci'yi okuyorum ve begeniyorum, hosuma gidiyor*. Ben edebi eserler okumaya tarihsel olarak cagdas yazarlardan basladim, yeni yeni geriye gidiyorum (bkz: Sabahattin Ali okumalarim), Yusuf Atilgan'i saymazsak - ki saymayalim, o cagdaslarindan farkliymis. Bu gittigimde Yorgun Savaci'yi ve Dostoyevski'den Suc ve Ceza ile Oteki Ben'i aldim. Onlara henuz baslamadim, ama yakindir. Kemal Tahir de bana hep Tahir Kemal'i hatirlatiyor, Alacakaranlik dizisinde Ugur Yucel'in canlandirdigi karakter -ki adi da Kemal Tahir'den gelme zaten. Ama okudukca artik daha cok baska seyler hatirlatacak cunku dahasi cok olan bir insan.
- Son gunlerde bana haftasonu iki gunluk tatilden ziyade, biri hafta ortasinda, digeri haftasonunda toplam iki gunluk tatilin daha yararli olacagini dusunmeye basladim. Haftasonu islerden cok kopuyorum ve hafta basladiktan sonra kafami islere geri toplamam zaman aliyor. Oysa diger turlu, birer gun olarak bolunse bu tatil, bir gunde hem islerden kopamam, hem de Persembe-Cuma'ya bu kadar yorgun dusmemis olurum. Haftasonu da ayni sekilde. Aslinda, yaptigim isin guzel yani bunu patronumla konusup bu sekilde calismam konusunda sansim var. Bir denesem mi diyorum ama hala cesaret edebilmis degilim.
-*Begeniyorum ve hosuma gidiyor arasindaki fark su: begeniyorum genel bir iyi olma halini temsil ediyor, hosuma gidiyor ise bana dokunan, keyif veren, sevdiren birseyler oldugu anlamina geliyor benim dilimde.
- Bir onceki yaziya bu basligi koymak istiyordum, sonra cocuk meselesinden bahsederken bu kadar civiklik yapmayayim diye vazgectim.
- Boyleyken boyle. Bir sonraki yazida gorusmek uzere, esen kalin.
Etiketler:
başka birşey,
bensel,
hayat memat
12 Mar 2008
erteleme
Erteleme: ertelenin olumsuzu seklinde okunacak; eylemin isim hali olarak degil. Ertelememek gerekliligini bunca yil sonra idrak ediyorum sanirim. Gelecekte yasamanin, bu ani surekli hayal kurup plan yaparak gecirmenin olmadigi bi hayat. Hayal edilen, hatta ele kalem alinip listelenen seyleri yapmak yerine cokup binlerce dizi izlemenin, saatlerce internette gezinmenin, baskalarinin yapip ettiklerini okuyup yine hayallere dalmanin, ya da hayiflanmanin olmadigi bir hayat. Yapilabilecek, hayalini kurdugun 5milyon182bin is varken hicbir sey yapmadigin durumlarin sadece gercekten keyifli baska anlar/isler, ozlenen tembellikler icin oldugu bir hayat. Yeni seylere baslamak icin suan yapmaktan baska bir sartin aranmadigi, Pazartesilerin beklenmedigi bir hayat.
Mesela, acilen daha duzenli bir insan olmam gerekiyor. Hersey ustume yigilmadan. Isler icinden cikilmaz bir hal alip beni iyice tembellestirip isleri iyice icinden cikilmazlastiran bunalimlara suruklemeden. Tamam mi? Tamam mi diyorum? Hey sana diyorum! Kime diyorum ben?
bana!
Etiketler:
bensel,
hayat memat
10 Kas 2007
tirsak ve kiskanc
Birkac gun once aklima dustu, ne kadar tirsak oldugum hayata karsi. Genelde siradisi durumlarda sogukkanliyim, ama siradan hayatta bir tirsaklik var uzerimde. Insanlarla iletisimim de bu yuzden bir sure tutuk, kopuk, ne soyleyeceginin ayarini bilemez bir halde gidiyor. Sonra da bir acildim mi pir aciliyorum; ama suphem o yonde ki bunun da tirsaklikla ilgisi var. Hani ben apacik, durust ve icten olursam karsimdaki de ooyle olur, beni incitmez temali. Ama bu her daim islemiyor tabii ki. Zaten o kadar apacik olmayi uzun zaman once biraktim; sanirim hala durust ve ictenim ama herseyi anlatmiyorum sadece.
Tam da bu tirsaklik yuzunden tutturdugum yolun disina sapamiyorum. Yol siradisi gibi gorunebilir, belki basta oyleydi ama artik degil; alakasi yok. Artik bu yil onume ne getirirse gelecek yil onu yapiyorum. Yoldan sapamiyorum. O siradan veya kucuk isler yapiyor gibi gorunen insanlarin aldiklari aslen cok cesur kararlari alip hayatimi istedigim gibi degistiremiyorum. Halbuki disaridan bakildiginda yurudugum yol ilginc ve siradisi. Yazik bana. Demek ne yapiyor olursan ol hayatinin akisini degistirme yonundeki kararlar bu yuzden bu kadar zormus. Cokca takdirlerimi sunuyorum boyle insanlara.
Halbuki eskiden super cesur bir seymis gibi gorunuyordum, hani istedigi vakit hayatinda degisiklik yapabilecek bir kafam varmis gibi. Gibi gibi. Halbuki hep ama hep tirsak, tembel ve kolay yolu secen bir tavrim varmis.
Bir de kiskanc oldugumu farkettim. Mesela bu konferansta, benimle benzer konularda calisan ama sans eseri benden daha iyi kosullarda olan -yani daha fazla veriye erisme imkani, daha iyi bir grupta calisma gibi olanaklara genel olarak sans eseri sahip olmus ve bu yuzden suan benden daha iyi durumda olan insanlarin konusmalarini dinlerken konusmaya yogunlasamiyorum. Surekli ya bir hata ariyorum ya da o insanin aslinda benden ustun olmadigini dusunmekle geciyor zaman. Halbuki bunun yerine oturup adam gibi konusmayi dinlesem, oradan cikan sonuclara, o sonuclar uzerinden uretilebilecek fikirlere yogunlassam ve onlari gerceklestirmeye calissam ben de o insan kadar basarili olabilirim. Bunlari farkedince kendimin ne kadar da elestirdigim insanlara benzedigini goruyorum (bak burada kendimi ucuncu sahis yaptim ki yine de tam ustume almayayim sifatlari, yakistirmalari). Kendi kendini egitmeye calisan cocuk, devam et, bence durum hic fena degil.
Bundan sonra once kiskanc olmamaya calisacagim, sonra da tirsak. Kotu seyler bunlar, cok kotu. Hayati gercekten yasamayi engelleyen kotu seyler - sonunda tv karsisinda birseyler izleyerek gececek yasam bu gidisle.
Haylo hop tereyagli balli ekmek diyorum ve bir tavsana donusuyorum; kiskanclik yok, tirsaklik yok.
Tam da bu tirsaklik yuzunden tutturdugum yolun disina sapamiyorum. Yol siradisi gibi gorunebilir, belki basta oyleydi ama artik degil; alakasi yok. Artik bu yil onume ne getirirse gelecek yil onu yapiyorum. Yoldan sapamiyorum. O siradan veya kucuk isler yapiyor gibi gorunen insanlarin aldiklari aslen cok cesur kararlari alip hayatimi istedigim gibi degistiremiyorum. Halbuki disaridan bakildiginda yurudugum yol ilginc ve siradisi. Yazik bana. Demek ne yapiyor olursan ol hayatinin akisini degistirme yonundeki kararlar bu yuzden bu kadar zormus. Cokca takdirlerimi sunuyorum boyle insanlara.
Halbuki eskiden super cesur bir seymis gibi gorunuyordum, hani istedigi vakit hayatinda degisiklik yapabilecek bir kafam varmis gibi. Gibi gibi. Halbuki hep ama hep tirsak, tembel ve kolay yolu secen bir tavrim varmis.
Bir de kiskanc oldugumu farkettim. Mesela bu konferansta, benimle benzer konularda calisan ama sans eseri benden daha iyi kosullarda olan -yani daha fazla veriye erisme imkani, daha iyi bir grupta calisma gibi olanaklara genel olarak sans eseri sahip olmus ve bu yuzden suan benden daha iyi durumda olan insanlarin konusmalarini dinlerken konusmaya yogunlasamiyorum. Surekli ya bir hata ariyorum ya da o insanin aslinda benden ustun olmadigini dusunmekle geciyor zaman. Halbuki bunun yerine oturup adam gibi konusmayi dinlesem, oradan cikan sonuclara, o sonuclar uzerinden uretilebilecek fikirlere yogunlassam ve onlari gerceklestirmeye calissam ben de o insan kadar basarili olabilirim. Bunlari farkedince kendimin ne kadar da elestirdigim insanlara benzedigini goruyorum (bak burada kendimi ucuncu sahis yaptim ki yine de tam ustume almayayim sifatlari, yakistirmalari). Kendi kendini egitmeye calisan cocuk, devam et, bence durum hic fena degil.
Bundan sonra once kiskanc olmamaya calisacagim, sonra da tirsak. Kotu seyler bunlar, cok kotu. Hayati gercekten yasamayi engelleyen kotu seyler - sonunda tv karsisinda birseyler izleyerek gececek yasam bu gidisle.
Haylo hop tereyagli balli ekmek diyorum ve bir tavsana donusuyorum; kiskanclik yok, tirsaklik yok.
Etiketler:
bensel,
hayat memat
3 Eyl 2007
bugunlerde
Blogda uzun sure ayni yazi durdu mu sIkIliyorum -daha once de yazdigim gibi. Ama bu aralar Carsamba gunu baslayacak 13 gunluk Turkiye tatilinden baska birsey dusunemiyorum. Gerci birseyin cok hayalini kurup cok anlam yuklersen genelde hayalkirikligina ugrarsin (bak bu sefer insan demedim direk ikinci tekil sahis girdim ki uzerimden atmasi daha da kolay olsun;). Neyse yine de buradan uzaklasmak, birkac kisiyle hasret gidermek ama en onemlisi gunes, benim icin genelde sonbahar seklinde gecen bu mevsimden sonra gercek yaz ve deniz. Denizi cok ozledim. Dun sevkilim yatarken kardesinin bizi aquaparka goturecegini soyledi. Ben sevmiyorum oyle yerleri. Hic gitmedim. Belki ortaokuldayken yani 3 ay birden deniz kiyisinda tatil yapabiliyorken bir iki gunumu aquaparkta gecirebilirdim, ama simdi hepi topu 5-6 gun deniz kiyisinda hep denizle hasret gidermek istiyorum, cok.
Bir de yine dun gece artik gelecek plani yapmazsam uc dort ay sonra ayvayi yiyecegim(iz) geldi aklima. Tam dank edecekti ki kotu dusuncelerden hoslanmayan ben cabucak gormezden geldim onu. Belki tatilde anne-babyla degil ama kardesle veya sevkilim kocamla konusurken (konusulabilecek haleti ruhiyeye gelirse) birseyler cikar umudundayim. Bir de mezun oldugum universiteye ugrayip iki bolumun hocalariyla gorusmeyi planliyorum. Ama oradan birsey cikmasi icin benim kararli ve somut sozcuklerle konusmam gerek. Sonrasinda da bir hareket plani. Yoksa hayat bu istemedigimiz sekliyle surup gidiyor ve biz hep birkac ay daha dayaniyoruz.
Bir de bir guvensizlik vardi uzerimde birkac gundur. Kafami calistirmayip nadasa biraktigimdan olabilir; zira kafamin aslinda hic calismadigini -yani en azindan zannettigim kadar- dusunmeye baslamis olmaliyim ki ciddi birkac yazi-yorum yazmaya veya gelecek hayali icine girmeye cekiniyordum. Neyse ki hocalarla gorusecegim ve ben ne yapmisim bu felsefede diye bakarken ders odevleri ve baslanmis yuksek lisans tezime guvenim tekrar yerine geldi. Universals, bundles, tropes; bu sozcukler size birsey ifade ediyor mu? Bana da ilk bakista cok etmedi ama birkac cumle okudukca hatirladim ve suan alakam olmayan bu konuda bile bir doktora dersi alirken odev makalesi yazabilmis oldugumu gorup rahatladim. Sonucta okudugumu anlayabilen bir insanim ve bu anlamanin olculeri de sandigim kadar yuzeysel ya da bastan savma degilmis. Hani bir laf agizda cok dolaninca eskir, ici bosalir ya; felsefe okuma/yapma (akademik olarak) istegi de oyle olmaya baslamisti benim icin. Simdi daha iyi durum. Ici bos degilmis; en azindan yuksek lisans yapiyorken harbiden yuksek lisans yapiyormusum.
Bu uzerimdeki gecmeyen yorgunlugun nedeni de gecemeyen bir yorgunluk ve bunalimda olan sevgilim kocam. ama bu onun hatasi degil. Icinde bulundugu isin durumu herhangi bir iyilesme belirtisi gosterse bile bu belirtiler artik onu yukariya cekmeye yetecek denli buyuk degil. O buyukluge erisebilecek tek sey de isin bitmesi -sanirim basarili ya da yari-basarili. Zaten artik bu noktada saglikli basari kriterleri de kalmadi ortada. O yuzden de gelecek planlari konusunda da dusunebilecek durumdaki tek kafa benimki. Simdilik.
Turkiye'ye gittigimde Karamazof Kardesler'i edinmeliyim -ne de olsa Perihan Magden okuru olmak icin sart kostu; bir de Moby Dick. Dunya klasikleri tabir edilen hicbir kitabi okumadim ben (yoo anne-babamin evinde vardi ama okumadim). Ne Dostoyevski ne Tolstoy, ne de Melville. Ama okudugum iyi kitaplar var; o kadar da degil. Bir de iyi filmler -kitaplarla ayni dunyadan olmasalar da. Neyse demek ki baslamak gerekiyor bir yerden. Roman okumayi baskasinin duygu ve dusunceleriyle yeterince karisik olan kendi hayatini ve kafasini artik (yani okumus o cok okumus, klasikleri de okumus) kirletmek istemedigi icin sevmiyor sevkilim kocam. Ben de onunla evlendikten sonra zaten hem fizik hem felsefe okuyor oldugum icin romanlar cikti yavas yavas hayatimdan. Sonrasinda sevdigim yazarlarin kitaplariyla tekrar sokayim dedim ama ya onlarin okunmamis kitabi kalmamisti, ya da o kadar begenmedim yeni aldiklarimi. Simdi belki iste biraz, ornegin Dostoyevski okumak iyi bir yenilik ve baslangic olabilir. Olabilir.
Olabilir.
Bir de yine dun gece artik gelecek plani yapmazsam uc dort ay sonra ayvayi yiyecegim(iz) geldi aklima. Tam dank edecekti ki kotu dusuncelerden hoslanmayan ben cabucak gormezden geldim onu. Belki tatilde anne-babyla degil ama kardesle veya sevkilim kocamla konusurken (konusulabilecek haleti ruhiyeye gelirse) birseyler cikar umudundayim. Bir de mezun oldugum universiteye ugrayip iki bolumun hocalariyla gorusmeyi planliyorum. Ama oradan birsey cikmasi icin benim kararli ve somut sozcuklerle konusmam gerek. Sonrasinda da bir hareket plani. Yoksa hayat bu istemedigimiz sekliyle surup gidiyor ve biz hep birkac ay daha dayaniyoruz.
Bir de bir guvensizlik vardi uzerimde birkac gundur. Kafami calistirmayip nadasa biraktigimdan olabilir; zira kafamin aslinda hic calismadigini -yani en azindan zannettigim kadar- dusunmeye baslamis olmaliyim ki ciddi birkac yazi-yorum yazmaya veya gelecek hayali icine girmeye cekiniyordum. Neyse ki hocalarla gorusecegim ve ben ne yapmisim bu felsefede diye bakarken ders odevleri ve baslanmis yuksek lisans tezime guvenim tekrar yerine geldi. Universals, bundles, tropes; bu sozcukler size birsey ifade ediyor mu? Bana da ilk bakista cok etmedi ama birkac cumle okudukca hatirladim ve suan alakam olmayan bu konuda bile bir doktora dersi alirken odev makalesi yazabilmis oldugumu gorup rahatladim. Sonucta okudugumu anlayabilen bir insanim ve bu anlamanin olculeri de sandigim kadar yuzeysel ya da bastan savma degilmis. Hani bir laf agizda cok dolaninca eskir, ici bosalir ya; felsefe okuma/yapma (akademik olarak) istegi de oyle olmaya baslamisti benim icin. Simdi daha iyi durum. Ici bos degilmis; en azindan yuksek lisans yapiyorken harbiden yuksek lisans yapiyormusum.
Bu uzerimdeki gecmeyen yorgunlugun nedeni de gecemeyen bir yorgunluk ve bunalimda olan sevgilim kocam. ama bu onun hatasi degil. Icinde bulundugu isin durumu herhangi bir iyilesme belirtisi gosterse bile bu belirtiler artik onu yukariya cekmeye yetecek denli buyuk degil. O buyukluge erisebilecek tek sey de isin bitmesi -sanirim basarili ya da yari-basarili. Zaten artik bu noktada saglikli basari kriterleri de kalmadi ortada. O yuzden de gelecek planlari konusunda da dusunebilecek durumdaki tek kafa benimki. Simdilik.
Turkiye'ye gittigimde Karamazof Kardesler'i edinmeliyim -ne de olsa Perihan Magden okuru olmak icin sart kostu; bir de Moby Dick. Dunya klasikleri tabir edilen hicbir kitabi okumadim ben (yoo anne-babamin evinde vardi ama okumadim). Ne Dostoyevski ne Tolstoy, ne de Melville. Ama okudugum iyi kitaplar var; o kadar da degil. Bir de iyi filmler -kitaplarla ayni dunyadan olmasalar da. Neyse demek ki baslamak gerekiyor bir yerden. Roman okumayi baskasinin duygu ve dusunceleriyle yeterince karisik olan kendi hayatini ve kafasini artik (yani okumus o cok okumus, klasikleri de okumus) kirletmek istemedigi icin sevmiyor sevkilim kocam. Ben de onunla evlendikten sonra zaten hem fizik hem felsefe okuyor oldugum icin romanlar cikti yavas yavas hayatimdan. Sonrasinda sevdigim yazarlarin kitaplariyla tekrar sokayim dedim ama ya onlarin okunmamis kitabi kalmamisti, ya da o kadar begenmedim yeni aldiklarimi. Simdi belki iste biraz, ornegin Dostoyevski okumak iyi bir yenilik ve baslangic olabilir. Olabilir.
Olabilir.
Etiketler:
bensel,
hayat memat
3 May 2007
oyle
o kadar useniyorum ki kafamdaki cumleleri yazmaya; ben bu blogu niye actim bilmiyorum. kotu seyler bellegimden siliniyor. cogunlukla en fazla soyut olarak, olay adlari olarak kaliyorlar. nasil hissettigim ucup gidiyor; oyle olunca da sanki gercek degillermis gibi gelmeye basliyor. ne bileyim sanki bana kotu hissettiren seylerin hicbiri gercekten buyuk sorunlar degilmis, ya da hayatim onemli seyler barindiramayacak kadar anlamsizmis gibi. ama bi yandan da eminim kotu hissettigime de iyi hissettigime de. bir suredir hislerim alinmis gibi. bu benim aciyla basetme yontemim. pek hos degil.
ben anladim; buraya hep ayni sekilde hissettigimde yaziyorum. ulan bi kere de baska zaman yaz di mi?
bir de hep cevresinden dolaniyorum bahsettiklerimin sanki; iclerine girmeyerek. zaten kafam da duruyor kendimi kotu hissettigimde; calismiyor basbayaga, tikaniyor.
bunlari niye yaziyorum ben? hayir tamam iyi guzel tespitlerde bulunuyorum kendimle ilgili de, sonra kullaniyor muyum bunlari? bir ise yariyor mu yani bulmak, bilmek.
benlik cok garip birsey. benim gozumden kimsenin bakamayacak olmasi, kimsenin beni de dunyayi da benim bildigim gibi bilemeyecek olmalari. bilseler bile bildiklerinden emin olamayacak olmak. anlik bulusmalar oluyor tabii; olduguna inaniyoruz, olsun zaten bir anin ondan oteye gecen daha fazla bir anlami da yo. bi gun donup baktiginda o an oyle degildi sen yanlis anlamissin dediginde bile kisi acaba kendinin o anda ne anladigindan emin mi? an diyorum bak an; oyle birkac sayfalik konusmalardan sozetmiyorum. bir an, karsindaki dunyaya senin gozlerinden bakiyor. o kadar.
herkes kendinin ozel oldugunu dusunuyor di mi? herkes ozel zaten. kendi icin en azindan, ve hakli olarak.
bunun konuyla alakasi ne (konu ne ki?)? su: yanildigimi dusundugum zamanlarin sayisi fazla degil. bu acaba benim kendim icin ozel olmamdan kaynaklaniyor olabilir mi? bir tur benligini koruma, hayatta kalma konusu. hayatta kalma ne kadar sihirli bir terim gibi duruyor degil mi? herseyi aciklamak icin kullaniliyor. ama sihirli zaten; cunku varligin karsiti yokluk. yok iste. the doors'un bir sarki sozu vardi; bir zamanlar dilime dolamistim: "do you know we exist?" diye. farkinda misin yahu diyor gibime geliyordu; biz variz. bu evet; cok tuhaf birsey; olaganustu, bambaska. cunku, karsiti yok.
iste bu yuzden, belki, benim benligimi, kendimi koruma gudum iyi calisiyor.
bir de yer guncellemesi: altakki saat burada gecerli degil. suan saat 17.37, yer guney yarimkure, uzun ince ulkede dag basi. medeniyet yine de ayni ama; genelde avrupadan gelen insanlarla gokyuzune bakan aletleri yoneten bilgisayarlarin tuslarina basiyoruz. bir de o aletlerin aldigi verileri analiz eden programlari kullanmak icin bilgisayarin tuslarina basiyoruz. yoksa oyle and daglarinda buraya gelenler tarafindan katledilmeden kalmis bir takim insanlarla beraber yasayip vakit geciriyor, onlarin bilgeliklerinden yararlaniyor (bak ne yararci zihniyet gibi durdu) degilim. aletler guzel ama. gokyuzu hep guzel; bazen bulutlu tabii; gece gozlem icin iyi olmuyor. gunduz sorun yok; ben bulutlari severim; acik gokyuzundense gunesi tumden ortmeyen bulutlu gokyuzlerini tercih ederim. simdilik buradayiz.
ben anladim; buraya hep ayni sekilde hissettigimde yaziyorum. ulan bi kere de baska zaman yaz di mi?
bir de hep cevresinden dolaniyorum bahsettiklerimin sanki; iclerine girmeyerek. zaten kafam da duruyor kendimi kotu hissettigimde; calismiyor basbayaga, tikaniyor.
bunlari niye yaziyorum ben? hayir tamam iyi guzel tespitlerde bulunuyorum kendimle ilgili de, sonra kullaniyor muyum bunlari? bir ise yariyor mu yani bulmak, bilmek.
benlik cok garip birsey. benim gozumden kimsenin bakamayacak olmasi, kimsenin beni de dunyayi da benim bildigim gibi bilemeyecek olmalari. bilseler bile bildiklerinden emin olamayacak olmak. anlik bulusmalar oluyor tabii; olduguna inaniyoruz, olsun zaten bir anin ondan oteye gecen daha fazla bir anlami da yo. bi gun donup baktiginda o an oyle degildi sen yanlis anlamissin dediginde bile kisi acaba kendinin o anda ne anladigindan emin mi? an diyorum bak an; oyle birkac sayfalik konusmalardan sozetmiyorum. bir an, karsindaki dunyaya senin gozlerinden bakiyor. o kadar.
herkes kendinin ozel oldugunu dusunuyor di mi? herkes ozel zaten. kendi icin en azindan, ve hakli olarak.
bunun konuyla alakasi ne (konu ne ki?)? su: yanildigimi dusundugum zamanlarin sayisi fazla degil. bu acaba benim kendim icin ozel olmamdan kaynaklaniyor olabilir mi? bir tur benligini koruma, hayatta kalma konusu. hayatta kalma ne kadar sihirli bir terim gibi duruyor degil mi? herseyi aciklamak icin kullaniliyor. ama sihirli zaten; cunku varligin karsiti yokluk. yok iste. the doors'un bir sarki sozu vardi; bir zamanlar dilime dolamistim: "do you know we exist?" diye. farkinda misin yahu diyor gibime geliyordu; biz variz. bu evet; cok tuhaf birsey; olaganustu, bambaska. cunku, karsiti yok.
iste bu yuzden, belki, benim benligimi, kendimi koruma gudum iyi calisiyor.
bir de yer guncellemesi: altakki saat burada gecerli degil. suan saat 17.37, yer guney yarimkure, uzun ince ulkede dag basi. medeniyet yine de ayni ama; genelde avrupadan gelen insanlarla gokyuzune bakan aletleri yoneten bilgisayarlarin tuslarina basiyoruz. bir de o aletlerin aldigi verileri analiz eden programlari kullanmak icin bilgisayarin tuslarina basiyoruz. yoksa oyle and daglarinda buraya gelenler tarafindan katledilmeden kalmis bir takim insanlarla beraber yasayip vakit geciriyor, onlarin bilgeliklerinden yararlaniyor (bak ne yararci zihniyet gibi durdu) degilim. aletler guzel ama. gokyuzu hep guzel; bazen bulutlu tabii; gece gozlem icin iyi olmuyor. gunduz sorun yok; ben bulutlari severim; acik gokyuzundense gunesi tumden ortmeyen bulutlu gokyuzlerini tercih ederim. simdilik buradayiz.
Etiketler:
dünya,
hayat memat
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)