Suc ve Ceza'yi bitirdim. Dun son kalan 4-5 sayfayi okumadan yatmistim; kitabin, bitisiyle beni, erteledigim agir bir dusunsel yuk altinda birakacagini dusunerek. Halbuki oyle olmadi; su an saskinlikla, beklenmedik sona hayret ve memnuniyetle bakmaktayim. Sanirim kitabin bir klasik olmasindan ve Raskolnikov'un icinde bulundugu karanlik, sorgulayici, cikar bulamayan, ahlaki sistemini temellendiremeyen yapisindan kaynakli olarak, boylesine "ask" dolu bir son beklemiyordum. Ilk aklima gelenlerden biri de "yalniz degilim" oldu; boylece sevindim. Butun bu bilinmezligi, insanin kendi etigini kendisinin kurmasi zorunlulugu, guclugu ve basiboslugunu askla cozmek; onu ve "kotu"ye boyun egmeyen erdemi cikis gostermek, ve bunu yaparken romantizme dayandirarak degil tersine oylesine alaya aldiktan sonra yapmak.
Bir yandan da sevgili kocam Alamut'u okuyor; onun uzerine tam ben Suc ve Ceza'yi bitirmek uzere elime aldigimda yaptigimiz bu cikarlar-ahlak eksenli "hersey yalan"a varan konusmadan sonra isigi boylesi bir askta gormek.
Sonya ve temsil ettikleri (ve bu baglamda Dunya ve Lizaveta) Fairy ka'nin Coetzee'nin Michael K'sinda gorduklerine de benziyor sanirim; yani bildigi yoldan gitme; boyun eger gibi gozukse de dogrusundan sasmama, kisisel cikarlari ugruna erdemlerini terk etmeme.
Aaaa, nasil oluyor yahu; ask cozuyor isi; ask arindiriyor adami; herseyi geride birakmasini saglayip yepyeni bir baslangic sunuyor ona. Ask.
Bu acidan bir de o gicik Hatirla Sevgili dizisindeki Isik'la Yasar'in aski geldi aklima; hani cok sevdigim, destekledigim, umut isigi; kurtulus yolu olarak gordugum.
Biraz cesaret, bir de ask - sen nelere kadirsin.
O zaman ben su bir zamanlar bahsettigi sogan senaryomu yazayim yavas yavas, belki ben de birkac kisiye ulasirim.
7 Şub 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder