Tanzanya'yla ilgili ilk izlenimlerimden biri çok yeşil ve zengin bir doğaya sahip olduğu oldu. Yeşili Almanya'daki gibi sadece yeşilden ibaret değil capcanlı ve çiçekli bir yeşil; güneşin ve ekvatora yakınlığın getirdiği bir verim olsa gerek. Arusha'da kaldığımız otelden yola çıkıp Tarangire Doğal Parkı'na (milli park) giderken arabadan hayran hayran izledim etrafı.Biz 9 kişilik bir safari grubu olarak 2 araba yola çıktık. Şoförlerimiz aynı zamanda rehberlerimiz: Yona ve Abraham. Biz
arabayı eczacı bir anne ve 11 yaşındaki oğluyla paylaştık (isim cisim vermiyorum özel hayat adına), ama onlar ana-oğul zaten turlarla 25 ülke falan gezmişler ve de Kenya'da safariye katılmışlar daha önce - yani benim 11 yaşındaki arkadaşla en çok kim şaşıracak yarışına girmeme gerek kalmadı, az farkla da olsa ben kazandım:P :)Tarangire, Arusha ve y
ol boyu geçtiğimiz yollar gibi; süper yeşil ve çok güzel bir park. Yaklaşık 3600 kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. Milli park olduğu için o alanda insan yaşamıyor ve arabadan inmek yasak (yürüyüş safarilerinde silahlı rehberlerle geziliyormuş diye duydum ama biz böyle kimseleri görmedik).Parka girmeden cipin tavanını kaldırdı rehberimiz ki arabada ayağa kalkıp etrafa camlar olmadan rahatça bakabilelim ve fotoğraf çekebilelim. Bütün safari boyunca da öyle gezdik.
İlk gördüğümüz arkadaşlar fillerdi:) Zaten en uzaktan gördüğümüz hayvanlar da onlardı hemen hemen. Uzaktan dediğim de işte 20-30 metre (ilk defasında bir uzaklık tahmininde bulunmaya kalkıp herkesin maskarası oldum - napayım alışkın değilim bu hayvanları bu kadar yakından görmeye!). Diğer hayvanlarla aramız genelde 1 ila 10 metre idi. Fillerle de 5-10 metre mesafeye geldik ama onlar aralarında yavrular olduğu için bundan pek hoşlanmadılar - ama bu daha sonraki günlere ait bir ufak not.

Filler, zürafalar ve zebralar benim ve sevgilim kocamın en sevdiğimiz hayvanlar oldu. Bir de asil, zarif ve hüzünli duruşlarıyla çitalar - ama bu da arkası yarın.
Bu parklar kocaman mekanlar olduğu için ciple içinde bol bol gezip hayvan gördüğümüz yerde duruyoruz. Fillerden sonra zürafalarla karşılaştık; masai zürafaları. Masai zürafalarını diğer türden ayıran desenlerinin yaprak gibi olması. Muhteşem asil ve kırılgan bir duruşları var. Hareketleri slow motion; acelesi olmayan ama tedirgin ve dikkatli arkadaşlar.
Sonrasında koca boabab ağaçları - ki bana önce Küçük Prens'i, sonra da Madagaskar'ı hatırlatıyorlar -, tepesi düz akasyalar ve bir dolu hayvan gördük: devekuşları, guineafowl denilen mavi boyunlu siyah puantiye gövdeli bir çeşit hindi, babunlar, çeşit çeşit antilop ve geyik - impalalar, dik dik ve hartebeest -, yarasa kulaklı tilkiler, kaplumbağa, yaban domuzu warthog ve öğlen yemek yediğimiz piknik yerinde masamızdan sandviç çalan hırsız maymunlar. Ayrıca aldığımız kitaptaki fotoğraflarına bakarak adının Trogon olduğuna kanaat getirdiğim bir çeşit kuş, ground hornbill isimli kırmızı
yüzli ve boyunu siyah bir kuş ve adını bulamadığım kırmızı yüzlü, sarı boyunlu bir başka kuş.Çeşit çeşit hayvanı bir arada görmek çok hoş birşey; insana hayvanat bahçesinde değil doğal hayatta olduğunu hatırlatıyor. Bir ara bir grup fil, impala ve babun aileleri yanyana idi. Hatta iki erkek impala birbirine girdi - bayağa böyle boynuzlarını toslatıyorlar-, dişi impalalar heyecanla bağırarak koştular. Ama kavga çok uzun sürmeden erkeklerden birinin çekilmesiyle sona erdi. Buradan da anlıyoruz ki hayvanlar çok akıllı; gerektiğinde geri çekilmesini biliyorlar;)
İlk günün sonunda milli parkın hemen bitimindeki bir çadır-otelde kaldık. Konaklama için ikişer kişilik bir oda banyolu, balkonlu çadır-evlerin olduğu bir otel. Tabii herkesin aldığı yer birbirinden uzakta ve yeşilliklerin, çal
ıların arasında olduğu için akşam karanlıkta otelin restoran bölümüne gidip dönerken masai kabilesinden görevliler eşlik ediyor. Elektrik de jeneratorle sağlandığı için sadece akşam 6.30 - 11.30 arası veriliyor. Çadır-evimizin banyosundaki küvetimiz köpek-inek arası bir hayvanın gövedisinin içerisindeydi. Mekan süper olmasına rağmen doğanın ortasında çadırdan bir evde kalmaktan dolayı benim en rahatsız uyuduğum gece bu gece oldu. Ses mes duymadım ama insan beyni insana neler yapıyor işte.Ertesi gün kahvaltıdan sonra Tarangire'den Serengeti'ye doğru yola çıktık.
3 yorum:
aman yahu tavşan, düzelmiş sonunda yorum zımbırtın. hayır, gideceğim dedin tıkladım yihhhuuu diyeyim diye yorum yazdırmadı, gidiyorum dedin, ardından su döküp güle güle git demek istedim, yorum yazdırmadı, döndün 'hoşgeldin diyeyim dedim e yine yazdırmadı, şimdi yazabiliyorum nihayet. valla okumadan önce tıkladım ne olur ne olmaz yine yorum yapma hakkım gider diye:))
şimdi okuyayım:) sevgiler...
şaka ya...valla şaka... çatlıcam şimdi...:))
Ya tavşan, çok özel olmazsa bi mail atsan da bana bu macera size kaça patladı diyiversen? Hani belki bizim kuş gibi maaşlardan önümüzdeki 50 sene içinde biriktirip biz de gideriz :P
Evet yahu yorum isini epey gec farketmisim maalesef. Peki okudun mu elektraaa? :)
Elifcim atarim tabii bir email. Zaten Meltem sayfasinda yazmisti fiyatlari yaklasik; pek bir degisiklik olmadi o rakamlarda. Ve evet haklisin; biz Turkiye'de olsak benim alacagim ogretim gorevlisi maasiyla zor olurdu bu isler maalesef. Ama olmaz da degil yani.
Yorum Gönder