3 Eki 2008

gunlerden bir gun

Buraya sonbaharla kis geldi kolkola. Asagidaki guzelim resimler ani olarak kafamdaki yerlerini aldilar. Ben buraya yazmaya baslayali beri epey oldu; baska bloglardan is, ask, cocuk haberleri geldi, sanki benim hayatim hep bir suruncemede, tik yok. Oysaki ben de bu arada doktorami bitirdim, enstitu ve az bir miktar konu degistirdim, baska baska memleketler gezdim (ayrica bir yolculuk daha var ama onu sonra yazicam). Iyi geldi simdi boyle yazmak. Baska baska seyler de oldu; cocuk konusunda baski yapanlardan biriyle baskiyi sevgilimin uzerine atmamak icin tartistim. Cocuk statu sahibi olmakla da mi alakandiriliyor bir yastan sonra; bir de "soyunun devami" bu kadar onem mi tasiyor cidden? Ve de cocuk ergen veya genc yasa gelip itiraz etmeye baslamadikca, hatta bu itirazlarini surdurmedikce onun ayri bir birey oldugu farkedilmiyor, unutuluyor. Insan ne cabuk kapilip gidebiliyor dusuncelerine, duygularina. Ne cabuk bir sey tutturup baska acilarin farkina bile varmayabiliyor.
Bir de, hirs insani cirkinlestiriyor belli bir olcuden sonra.

Bir de bu aralar, dinlerin hayata, dusunceye hakimiyetinin cogunlukla kapaliliga yol acitigini dusunmeye basladim. Hosgoru falan lafta cogu zaman. Ornegin, Turkiye'deyken Koln'e cami yapilmasiyla ilgili haberlere rastladim; belediye meclisinde bu fikre evet oyu verenler sol, sosyal demokrat goruslu partiler; ornegin hristiyan demokrat partili uyeler hayir oyu vermis. E hani seninki dinse o da din; ibadet yerine hosgoruyle yaklasmasi gereken bir dini adinda barindiran parti olmali degil miydi? Oysa, sosyal demokrasi, dinin hakimiyeti olmayan gorusler cok daha acik, cok daha hosgorulu bu ornekte. Ya da, sanirim bir yil once, buyuk gazetelerden birinde bir yazi vardi: bir yaz gunu gazeteci bir hatun Istanbul'un bazi semtlerinde turbanli dolasmis, daire kiralamaya calismis, turbanlilarin cok oldugu muhafazakar semtlerde de dize gelen bir etekle. Ve turbanli dolastigi semtlerde herhangi bir olumsuz tepkiyle karsilasmazken (ki sirf turbanli veya carsafli kadinlar diye yanlarindan omuz atarak gecen kadinlar da biliyorum maalesef), digerinde sirf gorunusune bakilarak geri cevrilmis emlakcilardan bircok yerde.
Kapali gorusluluk her zaman kotu. Ve dinler kitaba ve ornegin hristiyanlik icin kiliseye/Vatikan'a/Patrikhaneye bagli kalmak durumunda olduklarindan onlarin kapali kalmasi, degismemesi daha muhtemel. Gerci bircok sey kulturel ve yoruma bagli. Insanlar kendi akillarini kullanmaya usenmemeli. Ya da yer edinmek, statu edinmek, rahat etmek icin yapmamali bazi seyleri. Dinlerin buradaki en buyuk etkeni etki alanlarinin genisligi ve kuresel olmalari. Yoksa birinin musluman dedigine oteki demeyebilir is ortadakini yorumlamaya gelince.
Neydi bu kadar atip tutmanin sonucu: kapali gorusluluk kotudur, insan kendi aklini (da) kullanmali.

Birileri bizi kandirmis gibi geliyor insanin erdemlerinden bahsederken. Kardeslik, esitlik falan anlattilar, biz de sandik dunya oyle, insanlar boyle dusunuyor; dusunmeyenler, uymayanlar istisna. Oysa tam tersiymis. Okullarda dogru okutsunlar; evladim erdem iyidir ama az bulunur falan desinler; sonra sudan cikmis baliga donuyor cocuk dunyanin geri kalaniyla karsilasinca.
Su, bu, o, gene de var olmak guzel.

4 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

sudan çıkmış balığa, ya da sudan çıkamayan insanoğluna :)

alpkup dedi ki...

Aybalam, senle konuşalım bunları bi ara özel.

YesilErik dedi ki...

Tavsanim, uzuuuun bir aradan sonra okudum seni, ne kadar iyi geldi, ozlemisim :)

tavsan dedi ki...

Delicim di mi; senin yaziyla super sinerji olmus; ama okurken farketmemistim.

Alpkupcum konusalim kardescim, ne zaman istersen.

Yesileriiikkk, anneeriiiik, hosgeldin:) Ve iyi geldi dedigine nasil sevindim:) Valla ben de senin son yazdiklarini okudum hizlica hep, yorum birakmaya firsat bulamadan.