Blogun da basligi bu olmali aslinda; kendimle ilgili sosyolojik tespitler.
Bak, demin tuvalette aklima gelmisti; yine unuttum neler diyecegimi. Hah, mesela, bu aralar blogumu gugil gibi arama motorlarina acmak istiyorum; insanlar benim dediklerimi de duysun istiyorum. Evet; zaman zaman onemli seyler soyledigimi dusunuyorum. Ama sonra korkuyorum; adimla sanimla ortaya cikmak bazen tedirgin edici geliyor, ama burada bile saklamayi beceremedim ki; ben becersem de arkadas, akraba bir sekilde erisilir. Bir yandan da internetin dehlizlerinde zaten kaybolacak bilgi kirintilari icin mi bu kadar kasilma. O yuzden sanirim, eksi sozluge tekrar yazmaya basladim; surer mi bilmem ama iste.
Meshur olmak; daha dogrusu dediklerime onem verilmesi istegimin, calisan anne-babanin cocugu olarak bir devlet dairesinin kotu kresinde buyumus olmama bagliyorum. Kresle ilgili butun animlarim ya kotu ya da huzunlu. Ama hayatimin sonrasi daha guzel. Zaten mesela okul hayatim kotuyse, yazliktaki hayatim iyi olmus; veya tam tersi seklinde hep birbirlerini dengelemisler. Sonra yazlik hayatim bitince ne olmusum ben de bilmiyorum. Henuz yakin gecmisi degerlendirme asamasinda degilim.
Bir de insanlarin cesaretlerini; hayatta cizdikleri yolu ailelerinin ekonomik durumuyla iliskilendirdim bugun. Kendim icin; ornegin orta gelir duzeyinde bir aileden geldigim icin orta yollu, guvenli, az riskli bir hayat secmisim kendime. Ve hala basima(iza) gelebilecek kotu durumlar icin anne-babama guvendigimi fark ettim. Bu da orta yollu, kendi halinde hayati destekleyen bir olgu. Oysa fakir ailelerden gelenler, ya da anne-babalari erkenden hayat veda edenler icin durum ayni degil sanirsam; sanki o vakit insan daha cok o hayattan yirtmanin yollarini ararmis; daha buyuk isler yapmaya calisirmis; daha az kaybedecek seyi oldugu ve kazanabilecegi cok seyi oldugu icin daha cok risk alirmis; daha azimli ya da daha hirsli olurmus gibi geliyor. Ya da ailen cok zenginse, nasilsa para var her istedigimi yaparim diyerek olabiliyor bu dedigim. Ama aile orta kararsa, sen de ortada kalan oluyorsun. Ya da en azindan meyil boyle.
Bir de, ne zaman kendi hislerimden, dusuncelerimden bahsetsem, onlarin o kadar da ozel olmadigi duygusuna kapiliyorum artik. Ama bazen de insanlarla aramda ucurumlar varmis gibi geliyor. Halbuki, bu bile ne kadar klise oldu degil mi? Oysa ki bu cumleler ve klise olmalari aslinda kendi icinde tutarli ve dolayisiyla dogruluklarini destekleyen bir durum.
Hayat surekli bir farkina varma unutma dongusuyle geciyormus gibi geliyor bazen; ne korkutucu. Belki de insanlarin cogu, "ulan ben napiyorum" diye soruyorlar kendilerine hergun; ama yaniti, ya da alternatifini bulamayip, karar veremeyip ayni seyleri yapmaya devam ediyorlar. Ne acikli di mi? Belki de mesela sorgulamakta degil; yaniti bulamamakta, yaniti bulamadigin icin ayni sekilde devam etmekte; benim yaptigim gibi. Zavalli bizler, ayni dongunun icinde ve aslinda birbirimiz yuzunden/sayesinde donup duruyoruz. Us felsefesinde usu fonksiyonlarla ifade eden bir dusunce var; yani ornegin dis agrisini bir beynimizde/vucudumuzda olup bitenlerin bir fonksiyonu olarak ifade edebiliriz. Bu durum icin bir de dusunce deneyi var; ornegin butun Cin halki bir araya gelse ve noronlarin dis agrisi sirasinda yaptiklari hareketleri simule etseler sonucta ortaya dis agrisi mi cikar seklinde? Benim yanitim evete yatkin. Yani konumuza donersek, demem o ki, belki tek basina bu isin icinden cikamayacagiz; belki kafa karisikligi, kaybolmusluk icinde donup durmak insanligin genel "state"ti (durumu). Bu yuzden toplu olarak yapacagimiz "bir takim" hareketler sonucu bunu degistirebiliriz ancak. Bu yazdiklarim piyanoyu ding dong masasi olarak yeniden icat etmeye benzedi di mi; yani tarihe bakarsak zaten toplu hareketlerle toplumsal statelerin degistigini, degistirilmeye calisildigini gorebiliriz. Gerci benim sozettigim sey, herkesin ayni hareketi yapmasi ya da ayni seyi soylemesi degil; ama bir bicimde yapilan hareketler butununun belli bir fonksiyonun ifadesi olmasi. Haha cok muglak ve soyut konusuyorum di mi? Sahikacim olsa derdi "kendim sordum kendim cevapladim, ahaha".
Evet, donup dolasmamdan da anlasilacagi uzere, bu "bir takim" hareketlerin de, "fonksiyon"un da ne oldugunu bilmiyorum. Bulursam soylerim. Ya da belki bilmeden zaten buna uygun davraniyoruzdur da sonunda dunya daha akli basinda, daha mutlu, huzurlu bir yer haline gelir; uzerinde yasayanlarla.
Ya da tabii daha buyuk bir komplo teorisi yapip diyebiliriz ki, biz aslinda daha buyuk bir yaratigin farkli ya da farkli islevleri olan parcalariyiz ve suan aslinda yaptiklarimiz da hissettiklerimiz de, kendi irademizle olan ve salt kendi varligimizla aciklanabilecek seyler degil; aksine dunya uzerinde olan bitenler, bizim hissettiklerimiz ve dusunduklerimizin toplami bu buyuk yaratigin hissettikleri, dusunduklerini olusturuyor. Bizim duygularimiz, dusuncelerimiz tek basina bir anlam ifade etmiyorlar; onlar aslinda bu buyuk yaratigin bir duygusunun veya bir dusuncesinin kucuk, kendi basina anlamsiz (ya da yanlis/eksik anlamli) bir parcasi. Ah, bir dakika bu da aslinda soylenmisti; Douglas Adams tarafindan; Her Otostopcunun Galaksi Rehberi kitabinin sonunda.
Yine de biz o buyuk yaratigin duygu ve dusuncelerini degil de kendi duygu ve dusuncelerimizi hissettigimiz surece kendimiz dunyamizin merkezi olmaya devam edicez. Gerci, olan biteni anlamak ya da dogru yorumlamak; eksik oldugunu hissettiklerimiz tamamlamak icin buyuk resmi gormeye ihtiyacimiz var.
Bu bir yere varmayan yaziyi burada sonlandiriyorum okuyucu ben. Hadi gule gule, yolun acik olsun.
* uzun baslik atabilmek kadar sig bir sekilde baslayip sonra ne idugu belirsizlige dogru giden. don oku, don don.
2 yorum:
... ve okuyucu ufka dalar.
:))
Yorum Gönder