Berlin, benim icin Almanya'nin baskenti ve yillarca dogu ve bati olarak bir duvarla bolunmus, sonra da Alexanderplatz'daki sergiyi gezerken gozlerimi dolduran, hayal meyal televizyonlardan hatirladigim bir sekilde bu duvari yikilmis, yikilmasiyla da Dogu ile Bati Almanya'nin birlesmesine onayak olmus, dunyadaki cogu "komunist" rejimin ve soguk savasin bitmesine adi karismis bir sehir-di. Gunumuzdeki haliyle de Donna'nin gozdesi idi benim gozumde. Bir de Fairy Ka da begenmisti. Gidip de gormemis idim, gecen haftasonuna dek.
Simdi biliyorum ki, Berlin gercekten yasayan bir sehir ve guzel; boyle oldugu icin de, icinden nehir gectigi icin de, nehrin kiyisinda kafeler, bira bahceleri oldugu ve nehirde tekneyle tur yapildigi icin de, hem klasik bati mimarisinin, hem de dogu bloku mimarisinin ve modern bati mimarisinin izlerini tasidigi icin de guzel. Tarihi binalar ve nehirli yasanti baglaminda Paris'e benzettik biraz. Ama tabii Berlin'de Fransiz "soylulugu" ve burnu buyuklugu yok. Gerci Almanlar de yeri geldiginde cok burnu buyuk olabiliyor; tarihin gosterdigi uzre. Ama burasi kadar duzenli degil Berlin; yani duzenli ama yasayan, degisen, cesit cesit insanin oldugu, duzenin yasamin canliliginin onune gecip tekduzelestirmedigi bir sehir. Biraz Istanbul gibi, yasayan bir sehir olmasiyla, ama elbet daha Alman; yani daha duzenli ve daha guvenli. ve cok daha az kalabalik.
Oyle. Gittik, gorduk, dedik burada yasanirmis.
Fotograf de ekleyeyim ama sonra be.
19 May 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder