Zaman siralamasiyla hangisi onde bilmiyorum ama Derinlik Sarhoslugu-The Big Blue ile baslayayim. Keza bu film diger sevdigim Luc Besson filmlerine cok benzemiyor.Bu filmin afisi asiliydi duvarimda yillarca. 1998'de filmin Director's Cut versiyonunun gosterimleri vardi Paris'te 10.yil serefine ama ben orada oldugum halde gidememistim, icime oturmustu. Seneye yine gosterirler mi 20 yil olacak?
Bildigim kadariyla eskiden kendi de dalarmis Luc Besson'un ama sonra bir kaza gecirmis ve dalamamaya baslamis, ondan sonra yapmis bu filmi. Film serbest dalis (tupsuz, derine - >100 m - dalis bkz: Yasemin Dalkilic) alaninda rekortmen bir amcanin hayatindan esinlenerek kurgulanmis. Cocukluk arkadasi iki serbest daliscinin (Jean-Marc Barr aka Jaques ve Jean Reno aka Enzo) rekabeti, bu dunyanin disindan ya da denizin icine ait Jaques'in aski ve yunuslar ve buyuk mavi. Zaten mavi-deniz-okyanus ve yunus sozcukleri benim nefessiz kalmam, icimin icime sigmamasi ve hissettiklerimi anlatacak sozcuk bulamamam icin yeterli. Orasi bambaska bir dunya; filmde ya da tupsuz derinlere daldiginizda denizin icindeki canlilara dair hicbirsey gormeseniz bile baska bir sonsuzluk, baska gizler, baska yasamlar vadediyor.
Film muzigini ezbere mirildanabilirim. Ve yazinin devaminda da ortaya cikacagi gibi bircok (belki hepsi bilemiyorum) Luc Besson filmi gibi The Big Blue'nun muziklerini de Eric Serra yapmis. Ayrica Jean Reno da kadrolu oyuncusu;)
Sonra Nikita. Nikita'yi bir kere izledim (yok canim cok garip bir durum, bir filmi bir kez izlemek!) o yuzden aramda cok fazla bir duygusal bag yok. Nikita yasamak icin hirsizliktan suikastcilige gecis yapmak durumunda birakilmis bir hatun. Onu sevmek zor, onun sevmesi zor, kok salmasi zor. Hemen dedikodu bilgi vereyim -Nikita'yi oynayan hatun Luc Besson'un sevgilisiymis ama sonra ayrilmislar. Bunun birkac ornegi daha var; The Fifth Element Milla Jojovich gibi. Ah ayrica Jean Reno kiralik katil rolundeydi sanirim.
Ve Metro-Subway. Subway benim Christopher Lambert'i sevmeme neden olan filmdir. Zaten de en duzgun filmi ve en guzel rolu kanimca. Bambaska bir adami ve cok tatli saf bir asigi oynar Lambert bu filmde. Paris metrosunda. Absurd. Guzel. Eglenceli. Jean Reno baterist;)
Vee Leon. Leon benim universite sinavlarina (evet o zaman cift sinavdi) girdigim sene gosterime girmisti. Filmin reklamini izledigimde gitmeyi dusunmemistim hic; sagolsunlar hep psikopat yerlerini gostermisler. Sonra bir arkadastan duymustuk da oyle gitmistik ilk. Ben Leon'a (Jean Reno) asik olmustum utu yapip ciceginin yapraklarini sildigi sahnede. Filmden cikinca birsey yiyememistim. Bir de o aralar sutle icilmemesi gereken bir ilac aliyordum, neydi unuttum ama hissiyati hatirliyorumm bak; soyle ki ilac bana sutu sut de Leon'u hatirlatiyordu, bogazim dugumlendi boylece birkac gun boyunca. Leon kiralik katil, profesyonel, usta. Matilda (Natalie Portman) kucuk bir kiz-genckiz, 12 yasinda, salak bir baba, uvey anne, uvey abla ve kucuk tatli bir erkek kardes sahibiyken basliyor film. Sonra Matilda Leon'la buyuyor, midesinde hissederek Leon'a olan duygularini. Leon Matilda'yla huzuru buluyor evet onca kosusturmacanin, silahin arasinda deliksiz uyuyabiliyor bir gun. Evet herseye bedel. Gary Oldman da psikopat ve pis isler ceviren polis rolunde. Zaten sevmem Gary Oldman'i; taa Immortal Beloved'da cok sevdigim Beethoven'i oynayip bir roportajinda "benim icin siradan bir roldu" cinsi bir laf ettiginden beri. Gicigim kendisine. Zaten hep psikopat rollerini canlandiranlara soyle bir kuskuyla bakmak gerek kanimca. Ah, tabii guzelim muzikler yine Eric Serra'nin.
Bir de Wasabi var. Ama Wasabi benim cok ust siralarimda degil. Jean Reno - Japon kiz ikilisi bir bicimde Leon'u hatirlattigi icin olsa gerek sanirim, Wasabi bende kotu bir Leon turevi etkisi yapiyor. Hos ve eglenceli ama Leon kadar siradisi ve etkileyici degil.
Bunu yazinca kendimi Atilla Dorsay gibi hissettim, ki onu da sevmem. Gereksiz bir ukalaligi var ve onceki birikimlerinin uzerine yatiyor, habire gecmisten yiyiyor hissiyati uyandiriyor. Ayrica acik goruslu olmayan ve yalaka bir tabiyat ciziyor yazi ve programlarinda. Yavan bir tarzi oldu yani yazinin. Odev duygusuyla yazilmis. Hangi ayrintiyi verecegimi bilemedigim, ustu kapali gecmeye calisitigim bir yazi. Ayh fenaliklar gelin gelin.
12 yorum:
ben bi arkadasa asiktim. iki sinav vardi. sutle icilmeyen ilacini ve onu anlatisini hatirliyorum, bir ogle vakti o zamanki minik mutfaktaki yuvarlak yemek masasinda mercimek corbasi iciyorken.
gary oldman sikintimi yenmem zaman aldi ama seviyorum ben onu. belki de sadece sevdigim filmlerle baglantisindan oturu. gecenlerde immortal beloved'i izledik yeniden. amerikan versiyonu hatirladigimdan farkliydi. sinemada seninle gitmemis miydik ona?
bu kadar nostalji fazla bana...
1 yorum yazisini gorunce direk tahmin ettim senden oldugunu:) Immortal beloved'a sen ve Umut beraber gitmis olabilir miyiz?
Olsun yav boyle berber hatirlamak da cok guzel:) Hala beraber hatirlayacak birinin olmasi o anlari daha canli kiliyo.
eee, ben buraya upuzun bir yazı yazmıştım, nereye gitti?
hay allah...
demiştim ki özetle, luc besson filmleri sıralamasıyla ilgili duygular ortak. leon süper, ama gary'de anlaşamadık seninle, ben bayılırım ona. bak şimdi yorumumu yediği için çok kızdım blogspot'a ya...
sevgiler...
gönderiyorum, bakalım çokacak mı?
Ben cok farkli acidan yorum yazayim :) Ne yazik ki the big blue, nikita ve leon disinda dogru durust filmi olmayan yonetmen Luc Besson'dur. Ama saydigin filmleri severim o ayri mesele.
Uzuldum Elektra bu youm isine; programlar yapiyor boyle gickliklar arada:( Halbuki ben uzun yorumlari cok seviyorum:) Evet Gary Oldman'i herkes pek bi bahsetmis henuz izleyemedigim son Harry Potter filmindeki halini overek. Ben de o yuzden ozellikle belirtmek istedim gicikligimi. Gicigim hala valla:)
Ycurlcum, bir de Subway var. Eh Wasabi de fena degil kendi icinde. Ama evet sanirsam The Fifth Element hakkinda cok hos seyler soyleyemeyecegim ve birkac tane daha (bir kismi sadece Fransizca sanirim) filmi daha var izlemedigim.
Ycurl ya ben senin sayfanin yeni halini Safari ile:( Benim laptopda da firefox yok -bir denedim Trukce karakter sorunu yasadim, belki tekrar denerim. Cok sey istemis olmak istemiyorum ama bir yolu var midir ki Safari ile duzgun goruntulenmesinin ufak degisikliklerle?
Yani kardeşim, hep farklı açılardan bakmışsınız filme. Bence en önemli noktayı kaçırmışsınız. Biz Leon'u izlediğimiz yıllarda Natali Portman yaşlarındaydık (hala onun yaşlardayız:), ona hasta olmuştuk, siz gelmiş bana babam yaşındaki Jean Reno'dan söz ediyorsunuz (bkz. cinsiyet farkı :P Yalnız, Jean Reno'nun oyunculuğunu çok severim, kötü filmi yoktur, orta karar filmi azdır.)
Hangi biz Natalie Portman'la ayni yaslardaydik alo? 5 yas diyorum. Evet ama haklisin kardescim herkes begenmisti Natalie Portman sanirsam. Hala da begenirim -hasta olmam o ayri:P
Tavsancim,
safari ile hic bakmamistim. Simdi baktim ben de Turkce sorunu yok ama butun sayfa simsiyah gozukuyor :)
Eger mac kullaniyorsan sanirim turkce klavye eklediginde karakter sorunu kalmiyor. En azindan benim macte Turkce klavye yuklu o yuzden sorun yok ama su herseyin simsiyah olmasi canimi s1kmadi degil :))
Ben big blue'yu ilk olarak 1994 yılında kuzenimin video arşivinde seyretmiştim. Ankara'dan İstanbul'a üniversite sınavına hazırlanmak için gelmiştim ama insanlar gider gitmez video seyretmeye başlıyordum. O dönem ne internetten film indirme, ne dvd, ne vcd vardı. Kuzenim nasıl becermişti o video arşivini hiç bilmiyorum o sayede çok güzel filmler seyrettiğimi hatırlıyorum.
Big Blue'da onlardan biridir benim için o kadar sevmiş ve etkilenmiştim ki iki lafımdan biri o film olmuştu. Bu zamana kadar da bulduğum heryerde o filmi seyrettim sinema haricinde :( Toplamda kaç ettiğini bilmiyorum. Jean Marc Barr'a olan aşkım da filmi seyretme sayımı arttırmış olabilir tabii. Sonrasında Jean Marc Barr filmleri avına çıkmıştım. O sayede de çok güzel filmler seyrettim diyebilirim.
Merhaba Cakiltasi! Ben de severim Jean-Marc Barr'i. O da zaten bir nevi Lars von Trier'in kadrolu oyuncusu oldu:) Ben cok azini izlemis olsam da onun oynadigi filmeri avlamak da deigin gibi guzel olmali.
Ycurlcum benim Turkce karakter gorme sorunum Safari'de degil Firefox'da. Safari'de hersey iyi guzel birtek senin blog siyah:(
önce subway'i sonra da le grand bleu'yü izlemiştim ortaokul zamanında. bize fransız hocalar seyrettirirdi o filmleri, üzerine yorum yapardık sonra da. aynı şekilde jean marc barr'a aşık olmuştuk biz de toptan :)
hatta bence en muhteşem sahnesi de filmin sonlarına doğru jacques mayol gece denize gider ya, sonsuzluğa kavuşmaya, odur. işte onun arkasından johana'nın çaresizlik içinde 'go.. go and see my love...' repliği bizi kendimizden almıştır o zamanlar...
Hosgeldin Huysuzvetatli:) Bu aralar ben de senin bloguna sIk ugruyorum. Ayrica hamile ve yeni anne bloglarina yogun ilgi basladi bende; cocuga as eriyor olabilir miyim? Bu filmleri fransizca orjinallerinden izlemis olmak bambaska birsey olsa gerek. Gerci sanirim Le Grand Blue'nun orjinali fransizca ingilizce karisik. Ve evet, o son sahneyi ben de cok seviyorum. Ve yunuslari, ve maviyi...
Yorum Gönder